confessions

umbrella

Yıldız Yazar  · 26 Haziran 2017 Pazartesi

  1. toplam giri 973
  2. takipçi 31
  3. puan 15400

aristoteles

josef k
sokrat sonrası filozofların eflatun(platon) ile birlikte en dikkat çekeni, klasik avrupa'nın fikirlerini dönüp dolaşıp dayandırdığı antik helen kültürünün önemli düşünürü, felsefe ve siyaset tarihçisi.



aristoteles'in fikir ve öğretileri islam aydınlarınca öğrenilip öğretildikten sonra kendisi muallim-i evvel(ilk öğretmen) olarak anılmaya başlanmıştır. muallim-i sani(ikinci öğretmen) için (bkz:farabi).



ayrıca bu gibi antik helen filozoflarının öğrenilmesi islam dünyasında bir kıvılcım çakmış ve islamın altın çağı olarak nitelendirilen dönem başlamıştır. bu çağın etkisinin ne olduğu, nasıl başlayıp nasıl bittiği iyi incelenmeli ki günümüzün karanlık çağına rehber olsun.

bilimsel düşünce sistemi

josef k
‘insan doğası gereği bilmek ister.’ aristoteles


tarih boyunca bilgiye ulaşmak isteyen insanoğlu karşısına çıkan her olguyu açıklamaya, her problemi cevaplamaya çalıştı. bunu yaparken kah haklı kah haksız oldu fakat bu arzu ve istekten hiç vazgeçmedi. belirsizlik ise insanı kemiren bir gerçek olarak hep ensesinde oldu. homo sapiens bazen gökyüzünün tılsımlı parıltısında, bazen bir dağın yıldızlara kadar püskürttüğü kızgın lavında, bazen uçsuz bucaksız dev dalgalarda, bazen ise kendi içinde kopan fırtınalarda hep onlarca soru ve onlara verilen onlarca cevapla mücadele etti.

Milattan önce bilmem kaç yılında herhangi bir kara toprağının bir köşesindeki mağarasında gökyüzünden akan suyu, çakan kıvılcımları ve hemen önünde biten alev topunu gören insan bütün bu olan biteni anlamlandıracak bir kavram aradı, bir cevap bulmalıydı yoksa delirecekti. ‘neden’ sorusunu sordu, gök neden ağlıyordu, ağaç neden tutuşmuştu, olan bitenin onunla bir alakası var mıydı?

Önce gözlem yaptı. kendinden, ailesinden yola çıktı, belki de sinirlenince köpüren etrafı dağıtan babası aklına geldi ya da sağı solu kanayınca gözlerinden akan yaşlar. İşte dedi gökyüzünde de aynısı oluyor olabilir ya da şuradaki dağ belki de bana kızmıştır, dedi içinden.

Gel zaman git zaman cevaplar ve sorular hiç eksilmedi, sürekli artarak devam etti. Çeşitli mekanizmalar, çeşitli sistemler bu cevaplara toptan yanıtlar vermeye çalıştı, kimi başarılı oldu, kimi başarısız; kimi bir kısmında çalışırken bir kısmında afalladı.

Bu bilgiye ulaşma serüveninin bir noktasında insan sorulara cevap vermek için mantık kullanmaya başladı. Önermeler, teoriler ve onları desteleyen hipotezlerle sorunları çözmeye, gerçekleri açıklamaya başladı. Gerçekleşen bir durumu mantık süzgecinde bir sebebe bağladı ve onu test etti, yanıldığı noktada kimi fikrini değiştirmeye müsait oldu kimi ise gerçekleri görmezden gelerek hipotezinde ısrarcı oldu.

İşte bu düşünce sisteminin son halkası bugün bilimsel düşünce sistemi olarak adlandırılıyor ve onun en doğru sınırlarını bilgi kuramcısı karl popperyanlışlanabilirlik ilkesi’nde ortaya koyuyor. Bu ilkeye göre bir fikrin, bir hipotezin ya da önermenin bilimsel olması için yanlışlanabilir olması, yani teste açık olması gerekir.

Bunu bir örnek ile ele almak gerekirse, elimizde suyun üzerinde yüzen bir tahta parçası olsun. Biz bu örnekten yola çıkarak ‘tahta yüzer’ şeklinde bir önermede bulunalım.
-Bu noktada bizim önermemiz kesin bir yargı mıdır? Yoksa teste ve tenkide açık bir önerme midir? Buna vereceğimiz cevap bizim bilimsel olup olmadığımızı belirleyecektir. Biz önermemizin yanlışlanabilir olduğunu kabul edelim çünkü bizim için önemli olan durumu açıklamak yani gerçeğe ulaşmak olacak, haklı çıkmak önceliğimiz olsaydı o noktada bilimselliğimizi kaybederdik.-
Şimdi test aşamasına geldik, örneğin çevremizde bulduğumuz bir dal parçasını alıp suya attık ve dal yüzmeye başladı. İlk aşamada ortaya atmış olduğumuz önerme çalıştı ve gerçekliğini korumaya devam etti. Sonrasında bulduğumuz kallavi bir odun parçasını suya attık ve gördük ki odun suya attığımız anda batarak gözden kayboldu. Sonuç olarak bizim ‘tahta yüzer’ önermesi ilk aşamada başarılı olmasına rağmen ikinci aşamada başarısız olarak yanlışlanmış oldu.

Bizim açıklamaya çalışıp pek de başarılı olamadığımız cisimlerin yüzmesi ile ilgili olguyu açıklayan önermeye bugün Arşimet prensibi diyoruz. Peki defalarca test edilen ve çalıştığı görülen Arşimet prensibi mutlak bir gerçek midir? Eğer bu soruya evet dersek bilimsellikten çıkmış oluruz, Arşimet prensibi mutlak bir gerçek değildir, hala test edilmektedir ve yanlışlanana kadar test edilmeye devam edecektir. Bu noktadan yola çıkarsak Arşimet prensibi mutlak bir gerçek değildir fakat bilimsel bir gerçektir.

Bu konuyla ilgili en ünlü örnek Newton Kuram’ı dır. Newton’ın çekim yasasını açıkladığı kuramı yüzyıllarca test edilerek her seferinde testi geçti ve çalıştı, Einstein gelene kadar. Genel görelilik ilkesi bize gösterdi ki Newton kuramı her ortamda haklı değil. Fakat biz hala kendi ölçeğimizdeki çoğu mühendislik hesaplarında Newton kuramı’nı kullanıyoruz. Unutulmamalıdır ki Newton kuramı olmasaydı görelilik ilkesi’de olmayacaktı ve bir noktada einstein’ da yanılacaktır(günümüzde bazı deneyler ve teoriler bunu açıkça göstermektedir, örneğin kuantum dinamiğinin olasılıksal yapısı einsten göreliliği ile bağdaşmamaktadır.)

İşte bu nedenle gerçeğe ulaşma serüvenimizde en güvendiğimiz yol bilim, en güvendiğimiz düşünce sistemi ise bilimsel düşüncedir ve hala test edilmektedir ta ki yanlışlanana kadar.

deli petro

josef k
Okumaya üşenecek veyahut ihtiyaç duymayacak yüzde doksan dokuz için özet;

Avrupa hayranı devrim falan yapan hükümdar, modern rusya'nın mimarı, büyük petro. işkence ve şiddet düşkünü çirkin, karanlık bir adam, deli petro.



I.Petro The Great (1672-1725), nam-ı diğer Deli Petro. Doğrusuyla yanlışıyla Modern Rusya’nın temellerini atan hükümdar. Kuzey’in ve Doğu’nun kadim kültürünü taşıyan bu halk artık Avrupa’nın gerisinde kalmış, ticaret yollarından uzak kendi çöplüğünde kapana kısılmış vaziyetteydi. Çocukluğunda dahi ‘ilginç’ olarak nitelendirilebilecek bu garip adam, kendi ilginçliklerini yaşamı boyunca sergilemesinden mütevellit Batı Literatürü’nde Büyük Petro olarak nam salarken, bizim literatürümüzde ise Deli olarak adlandırılmıştır.

Gençliğinde farklı farklı isimler kullanarak Avrupa seyahatleri yapan bu hükümdar Avrupa’nın aydınlanmasından oldukça etkilenmiş ve kendi hasta Rusya’sını kurtaracak devrimlerin temelini atmıştır. Denizciliğe ve denizlere ayrı önem veren Petro, Rusların meşhur sıcak denizlere inme politikasını ciddi anlamda bir devlet politikası haline getiren ilk hükümdar olmuştur. Modern denizcilik okulunu açarak donanmaya ekstra önem vermiştir. Denizciliğin yanı sıra bir çok modern alanı Rusya’ya kazandırmış, okullarını açmıştır. Çoğunluğu İtalya’ya olmakla beraber Avrupa’nın çeşitli yerlerine öğrenciler yollamış, onları bizzat desteklemiştir.

Bunları yaparken Boyar takımını -Rusya’nın yönetiminde sözü geçen soylu aile ve toprak sahipleri- da karşısına almış onların sakallarına dahi karışarak, artık adam gibi traş olacaksınız, olmayan da paşa paşa parasını verecek demiş ve sakal vergisi getirmiştir. Bu şekilciliğin ötesinde asıl olarak Avrupa'nın akılcı düşüncelerini Rusya'ya taşımaya çalışmıştır. Bu yapılanlar elbette Rusya’nın köklü Ortodoks damarını attırmış ve Petro’ya karşı bir hareketin temellerini oluşturmuştur.

Petro’nun Aleksis adındaki oğlu muhalif boyar takımıyla beraber Petro’ya ve devrimlerine karşı bir darbe hazırlığındayken yakayı ele vermiş, Petro tarafından işkence edilerek idama mahkum edilmiştir. İşte bu noktada Petro’nun deli tarafına parantez açmakta yarar var. Bu ilginç adam Avrupa’da en alt tabakada insanlarla beraber yatıp kalkmış onların kıyafetlerini giymiş, onların yemeklerini yiyip içkilerini içmiştir. Şaşaalı aristokrat yaşamına tiksintiyle yaklaşarak zaman zaman çeşitli gemilerin amele takımından biri olmuştur. İçkiye, yemeye ve kadınlara düşkünlüğü sürekli aşırılıklarla ortaya çıkmış, liboş yaşamdan ve sahte nezaketinden imtina etmiştir. -Kanaatimce burada bir çelişki mevcuttur, kendisi eti eliyle yürüye yürüye yiyen, kılık kıyafete önem vermeyen bir karakterde iken Rus Boyarlarına sakal yasağı, batı tarzı yemek adabı ve yaşamı dikte etmiştir, işte bu noktada kendi yaşantısından bağımsız bir devlet diktası mevcuttur. Nitekim elmalar ayrıdır, armutlar ayrıdır. –

Gençliğinden itibaren şiddete düşkünlüğü dikkat çekici bir başka özelliği ve Petro’nun çirkin tarafıdır. Bu ilginç ve gaddar adamın tüm bu garipliklerinin yanında deli olarak adlandırılmasının asıl nedeni budur. Bahsedilene göre kellesi vurulacak mahkumların bazılarını gardiyanın baltasını alarak kendisi idam etmiş, işkenceleri izlemekten keyif almıştır. İşkencesini izlediği kişilerden biri de oğlu Aleksis’tir.

İşte iki Petro vardır, biri Deli biri ise Büyük olarak adlandırılmıştır.

nuri bilge ceylan

josef k
'korkunç yalnızlık'tan kurtulmak için ürettiğini, üretmek zorunda kaldığını söyleyen yönetmen. işte insan bir de böylesine kaliteli ve donanımlıysa o korkunç yalnızlıktan kaçmak için üretir. çehov, tarkovsky, kafka, dostoyeski mutlular mıydı? rahatlar mıydı? sanmıyorum. bu denli insanı iyi tanıyan, iyi anlayan insanlar ne mutludurlar ne de rahat. insanı tanımak, kendini tanımaktan başlar. o korkunç, o sancılı yalnızlık, o karanlık kuyu kiminde suç ve ceza, kiminde stalker, kiminde ise kış uykusu olarak karşımıza çıkar. ve sanılmamalıdır ki o korkunç yalnızlıkta her kendini bulan bir dava yazacak, yazabilecek. yitip gidenler çok daha fazladır, onları tanımamamız bundandır.

niyetim acı çekmeyi yahut yalnız olmayı yüceltmek, mutluluğu yermek değil. fakat bu iki uç duygunun yalnız bir tarafında yaşamayı bir eksiklik olarak görüyorum. mutluluk da acı da insana dair ve ait duygular. ikisinin de insan üzerindeki etkisi oldukça yoğun ve yaratıcılığı körükleyici olabilir. fakat edebiyatta da sinemada da mutluluktan daha çok acının haykırışlarını görüyoruz. belki de insan mutlu olduğu anı yaşamayı tercih ediyor. ama o acının, o yalnızlığın çöktüğü anda ise haykırmaya, içindekini dışarı kusmaya çalışıyor. bir kaçış yolu, bir çıkış bileti.

filmlerinde yarattığı karakterlere, ruh hallerine o kadar hakim ki kamera arkası görüntüleri izlendiğinde bu durum kolayca ortaya çıkıyor. ısrarla kafasındakini almaya, elde etmeye çalışıyor. senaryodaki kişiyi yaşamış olduğu, hissettiği ortada. işte filmlerinin bu kadar gerçek ve hayata dair olmasının nedeni bu sanıyorum.

dante alighieri

josef k
dante alighieri ilk defa gördü Beatrice'i dokuz yaşında, on yıl sonra, 1284'te ikinci defa rastladı ona.

Nereden bilirdi son kez göreceğini, sevdiği kadını, Beatrice'i.

1285'te başkasıyla evlenmişti, ama Beatrice'e olan aşkı hiç mi hiç hafiflemedi.

1290 yılında aldı kara haberi, bundan böyle soğuk bir topraktı Beatrice'in bedeni.

Tanrı'ya şükür ki Empedokles'çi değildi, vardı sevdiği kadının bir ruhu ve cennet'e gidecekti.

Kapattı kendini kendi inine ve ant içti, kimsenin kimseye söylemediği sözleri beatrice için söyleyecekti.

Dedi ki 'ey büyük usta vergilius yol göster bana, ancak senin ışığında ulaşırım sevdiğim kadının ruhuna.'

imdadına yetişti pagan bilge 'ey oğul' dedi 'merak etme', 'götürürüm seni cennet'e ama yoktur iznim girmeye.'

'istiyorsan kavuşmak yüce kişiye' dedi bilge, 'gitmelisin kalbi atan kimsenin olmadığı yerlere.'

'geçeceksin cehennem'den önce dokuz katından hem de, ey oğul! yoksa cesaretin dön bir an önce.'

'tamam' dedi dante 'sen yeterki söyle', 'görebilecek miyim aşkı yol bitince.'

'tutamayacağı hiç bir söz veremez sana bu fakir bilge, ancak yola çıkarsan alırsın cevabı istediğince.'

Dante gibi ortasındayken ömrün işte böyle çıktı yola, komedya dedi adına ama trajediydi bu olsa olsa.

Dili döndüğünce anlattı bu aşkı josef k bir 14 Şubat gecesinde, selam olsun sana ey büyük şair ve yazar Dante.


Not: Bu girdi yukarıdaki haliyle 14 şubat günü sözlüğe girilmek üzere karakterlerin ağzından kurmaca olarak yazılmıştı fakat hesabımın üzerinde bir lanet vardı. ne beğeni atabiliyor, ne de başlık açabiliyordum; sadece okumak ile cezalandırılmıştım. bu lanet üzerimizden kalktı, fakat girdinin orjinal halini değiştirmek olmazdı. Çünkü pek de anlamı olmayan ve aşkların, sevgilerin kalıplara sokulduğu o günde -hayır ucuz solcu edebiyatı yapmıyorum merak etmeyin- bir nebze olsun aşkın ve sevginin aslında ne kadar güçlü ve ne kadar kalıpların dışında olduğunu hatırlamak için bakılabilecek en güzel örneklerden biridir dante'nin beatrice'e duyduğu aşk.

mendel yasaları

josef k
öncelikle bilgi paylaşımı için teşekkürler, sözlüğün entelektüel seviyesinin artması için bu tarz başlıkların açılması ve altlarının doldurulması gerekiyor. Üniversite özelinde bilimsel sohbet bir kaç topluluk dışında neredeyse hiç yok, olanlar da bilindik popüler konularla sınırlı. bu sebeple sözlükte bu gibi girdilere daha çok ihtiyaç olduğunu düşünüyorum; zira kendi adıma üniversitedeki arkadaş grubumda bu gibi konuların konuşulabilmesi hiç de mümkün değil, konuşabilenler var ise şanslısınız tadını çıkarın.

teşekkür ve girizgahı atlattıysak bir kaç ek yapmak istiyorum. yukarıdaki kullanıcının açıkladığı durum en basit mendel genetiği, gerçekte durumlar biraz daha karmaşık olabiliyor. çoğunlukla aynı kapıya gitse de bu düzeyde bazı durumların açıklanması için tüpçü ya da sütçü gibi ek karakterler gerekiyor. bu karakterler hayatın olağan akışına oldukça uygun fakat bu durumların bilimsel açıklaması da mevcut, basit ve güzel bir örneği için https://evrimagaci.org/article/tr/mavi-gozlu-anne-babalarin-nasil-kahverengi-gozlu-cocuklari-olabilir

son olarak da küçük bir düzeltme yapmak istiyorum. günümüzde cinsiyet seçimi oldukça mümkün ve hükümetlerin izin verdiği ölçülerde bazı yerlerde yapılmakta. bunun ile ilgili bağlantıyı da buraya bırakıyorum:
http://www.fertility-docs.com/programs-and-services/gender-selection/select-the-gender-of-your-baby-using-pgd.php#scientific

düzeltme' ye teşekkürlerimi sunarım.

madonna

PARS

Tam ismiyle "madonna louise ciccone"dur ve popun kraliçesi'dir zira lakabı da öyledir.
Katolik bir ailede doğar ve daha küçük bir çocukken annesini kaybeder. Çoğu kız çocuğu için bu durum, geleceğin en karanlık habercisidir lakin o bunu tersine çevirebildiğini kanıtlar. İlk okulunu dereceyle bitirir ve aynı zamanda da bale yapar (halihazırda atletik olan vücudunun kökeni bu dönemlerde şekillenmeye başlamıştır ve halen fit kalabilmiştir.). Sadece 35$ parayla New York'a bale tutkusu için gelecek kadar cesurdur.

Ardıllarına müzik alanında bir örnek teşkil eder. Sahne sanatları ve kendine has tarzıyla feminizmin de önemli bir temsilcisi olmuştur. Dünyanın en etkili 100 kadınından biridir. Bağışçı bir ünlüdür. Aids'ten dünya barışına kadar farklı yardım kuruluşları için çalışmaktadır. Malavi'de iki milyon yetim çocuk için yardımda bulunmuştur.

tdk'nin türkçeye kazandırdığı kelimeler

Oturgaçlı Götürgeç
mustafa kemal atatürk'ün mirasından ayırdığı payı ve yaşarken de kuruma verdiği önemi hatırlatarak tdk'nın aslında ne kadar önemli bir kurum olduğunu anlatmama gerek yoktur sanırım.

yabancı kelimenin direkt türkçe'ye olduğu gibi geçmesine engel olmak gibi birçok amacı olan tdk'nın, bugüne kadar birçok başarılı ve başarısız girişimleri olmuş.

sayıştay ve danıştay kelimelerini her ne kadar türkçe'ye kazandırsalar da kamutay o kadar başarılı olamamış mesela.

araba için oturgaçlı götürgeç, otobüs içinse çok oturgaçlı götürgeç düşünülmüş. bugün yıldız sözlük'teki yazar kardeşinizin de aldığı nick'e ilham kaynağı olmuştur efenim (bkz:@oturgaçlı götürgeç)

kompütör yerine bilgisayar, mail yerine ileti çok başarılı olmuş mesela, hala çok kullanılır ve diğer yabancı karşılıkları da o kadar rağbet görmez.

futbolda korner yerine köşe gönderi, bungee jumping yerine zıpzıp ve faks yerine belge geçer de o kadar da kötü saptamalar değillerdir aslında.

fakat isabetsiz buluntuları da var kurumun; sigara için tütünsel dumangaç, kibrit için çak da geç, ve favorim geliyor

ve bu da bonusgök konuksal avrat[/abkz]'' :kahkahadan gözünden yaş gelmiş emoji was here

burada da diğer kelimelerden örnekler:

(bkz:euro): avro
(bkz:global): küresel
(bkz:non-stop): duraksız
(bkz:fatal): ölümcül
(bkz:plaster): yara bandı
(bkz:solvent): çözelti
(bkz:likit): sıvı
(bkz:herbal): bitkisel
(bkz:analjezik): ağrı kesici

ahmet kaya

evrenos
sözlükte bu başlığı görünce, daha önce asosyal sözlük'te ilgili bir başlığa yazmış olduğum bir entrymi ordan silip biraz değiştirerek buraya taşımak istedim, buyrun;


"şunu artık anlayın; evet bir sanatçı siyasi görüşüne göre sağcıymış-solcuymuş diye yargılanamaz. sağcıymış dinlemeyeyim-solcuymuş hep bunu dinleyeyim şeklinde bir tavır da gayet saçma olur.

ama ve lakin bahsettiğimiz 'sanat'; hainin, teröristin -ki bu bir siyasi görüş değil, kanı bozukluktur- elinde kirleniyor, karalanıyorsa kimse burda 'vay efendim sanatla ideolojiyi karıştırmayın, yok efendim sesi güzel' vs. edebiyatı yapmasın, 'vallahi biz apo'yu özledik' diyen bir Terörist'in ne yaptığı sanattır, ne kendisi sanatçıdır, ne de söylediği dinlenir... dinleyene de farklı gözle bakarım, azıcık vicdanınız varsa siz de öyle yapın."

başörtüsü takıp üniversiteye gitmek

george costanza
laik ve kısmen demokratik, medeni kanunca kadın-erkek eşitliği sağlanmış bir ülkede ahkam kesmek çok güzel ve kolay. bana saydıranları keşke devletimiz erasmus'la arabistan'a yollasa.

arabistan bildiğiniz gibi -belki bilmeyenler de vardır, hiç şaşırmam- şeriatla yönetiliyor.

*Kadınlar üniversiteye gidebiliyor, ancak erkeklerden ayrı eğitim almaları şart. Eğitmen erkekse, dersi ancak video/ audio sistemi aracılığıyla izleyebiliyorlar.

*Bir erkek yurtdışında eğitim alabilirken kadının eğitim için yurtdışına gitmesi ancak eşinin ya da erkek bir akrabasının eşliğiyle söz konusu olabiliyor.

*İşyeri açma izni sınırlı alanlarda veriliyor. Bunlar da genellikle, güzellik salonu, mobilya galerisi ya da konfeksiyon mağazası oluyor. Kadınların yargıç olmasına izin yok. Yüksek devlet görevlerine de atanamıyorlar.

*Kadınların çalışması yasak olmasa da, bir kadının işe girebilmesi için sağlanması gereken kurallar var: 1. kadının yaşamak için paraya ihtiyacı olmalı. 2. İşyeri sadece kadınların görev yaptığı bir ortamda olmalı; kadınlarla erkeklerin teması olmamalı. 3. Çalışan kadın evdeki görevlerini ihmal etmemeli 4. İş, kadının yanında erkek bir akrabası olmadan seyahat etmesine neden olmamalı. 5. kadının çalışması için kocasının onay vermesi gerekli.

neyse size şaşıracağınız bir şey daha söyleyeyim mi? arabistan'da din polisleri var. bunların tek görevi kadınların kıyafetlerini ve davranışlarını kontrol etmek.

gerçek islam bu. ülkemizde çok daha ılımlı bir din olarak yaşanıyor ve bu birçoklarını kandırıyor, yanıltıyor.

daha fazlası için; https://www.ensonhaber.com/galeri/suudi-arabistanda-kadin-olmak
çok daha fazlası için; https://www.google.com.tr/

herkes tutturmuş dini google'dan öğrenmeye. sanırım arabistan'daki araplar da dini google'dan öğreniyor. ben bu başlıkta yer alan ilk girdimi sadece bu konuyu oksimoron yani "saçma" bulduğum için yazmıştım. ancak dalga geçilen google'dan 7-8 saniyelik araştırmayla zaten bu konuda yasak/kısıtlama olduğunu da öğrendim.

keşke sizin de öğrenmeye birazcık hevesiniz olsa. korkmayın arkadaşlar, google'dan da olsa araştırın, dinden çıkmazsınız.

son olarak; "toplumlar hak edildiği gibi yönetilir" diye bir söz vardır. ve bunu da duymayanlar vardır, buna da şaşırmam. çok doğru ve çoğumuz böyle yönetilmeyi bile hak etmiyor.

soma faciası

george costanza
soma halkı olayın siyasi sorumlularını;



3 ay sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde %47,4

1,5 sene sonraki genel seçimde %49,7

3 sene sonraki referandumda %53,1



oy vererek cezalandırmıştır.



olan giden canlara oluyor, ateş düştüğü yeri yakıyor.



(bkz:toplumlar hak ettiği gibi yönetilir)



dönemin başbakanı erdoğan'ı protesto eden şehitlerin arkadaşı madenciyi tekmeleyen başbakan müşaviri yusuf yerkel de önümüzdeki seçimde milletvekili seçilerek cezalandırılacaktır.

empathy

PARS
İngiliz dilinde bulunan bu sözcük (anlamı için (bkz:empati)) köken olarak yunanca ve latinceden gelir. "em" latincede "etraflıca bakmak" ve "pathy" ise yunancada "başkasının gözü" demektir. Yani anlamak, başkasının gözünden bakmak.

Edit: Yeterli bilişsel düzeyde olmayan insanlar "empati" kavramını tanımalamakla "empathy" kavramını tanımlamanın farkını anlamazlar.

rehberlik ve psikolojik danışmanlık

Red John
Okuyup bitireli 1 sene oldu şu an işsizim. Bu benden de kaynaklanıyo tabi ama eskisi gibi hemen mezun oldu atan durumu artık bitti. Lakin yine olsa yine severim bölümümü.
Sadece problemli değil normal insanlarla da ilgileniyoruz. Bir branş öğretmeni girdiği sınıftan sorumlu iken biz tüm okuldaki öğrencilerden sorumluyuz. Eğer rehberlik çalışmalari gerçek anlamda okullarda yapılabilirse emi olun birçok sorun ortadan kalkar.

büyük diyanet israfı

PARS
1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldıktan sonra, halkının geneli muhafazakar olan türk toplumunda halifeliğin de kaldırılması iç karışıklıklara pek müsait olurdu.

Bu nedenle halifelik makamı devam ettirilmiştir, ta ki şeriat yanlıların desteğini alana ve olduğundan yetkin görülmesine dek. Bu durumda geriye tek bir seçenek kalıyordu ve 3 mart 1924'te uygulanmış oldu.

Diyanet işleri başkanlığı pek faydalı bir kurumdu. Vikipedi'de tanımı şöyle yazar:

"Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin yerine kurulan, İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli kurumdur."

Aynı anda halifelik kaldırılıp diyanet kurulmuş; eğitim ve öğretim birliği sağlanmış, askeriyede birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Kısa bir süre sonra da zaviye, tekke gibi kurumlar kapatılmış olacaktır (30 kasım 1925'e tekabül eder.).

Günümüzde hala birtakım isimler altında benzer işleri yürüten merkezler bulunmaktadır. (bkz:nur çeşmesi) ile insanları nurlandıran, sapıklıkta çağ açmış trajikomik olanları da mevcuttur.
-olayın meraklısı internette aratabilir-

Diyanetin görevi işte bu tür uzamların önüne geçmektir. Muhafazakar olan toplumda laiklik varsa, devlet dini bir görev üstlenmez. lakin başı boş kalırsa da birtakım fuck'ıflar (yani modern anlamda "tekke/zaviyeler") cirit atmış olur. Bu durum sadece halkın dini duygularını istismar etmekle kalmayacağı gibi eğitimden sağlığa, askeriyeden hukuka pek çok alana zarar verir.

not:diyanet işleri başkanlığının şu an ne yaptığı ya da fayda/zararları belirtilmemiş olup kuruluş amacı ve gerekçeleri açıklanmıştır.

barış manço

PARS
Cem karaca ve erkin koray ile aynı dönemin müzisyenlerindendir. Bir aralar "moğollar" ile birlikte çalışıp yolları ayırmışlardır.



Yabancı bir gazetecinin kendisine sorduğu tuzaklı soruyu çevirmesi izlemeye değerdir:

ücretsiz de ve da kursu

alpertunga
hiçbir ücret talep etmeden, hayrına verebileceğim kurstur.

kursun müfredatı da şu şekildedir:

- de ve da bağlacı nedir, kelimeden nasıl ayrılırlar?
- de ve da eki nedir, neden kelimeden ayrı yazılmazlar?
- de ve da'nın bağlaç mı ek mi olduğu anlamada kullanılan çeşitli yöntemler nelerdir?
- de ve da ne zaman sertleşir (te ve ta olur), ne zaman sertleşmez?
- de ve da'ya dair çeşitli örnekler ve alıştırma soruları.

şimdilik benim planım böyle. talebe göre müfredatı daha da zenginleştirebilirim.

utandıran ve sinirlendiren 2 olay

alfa
memletin ahlak timsalleri ,namus bekçiliği yapmaya devam ediyor.
az bi insan olmaya çalışıp ,bağnazlığı yarı zamanlı yapsalar bile memleket nefes alacak.abartı namus düşkünlüğü belki de namussuzluklarını gizleyen bir paravandır
(bkz:ben ahlak bekçisiyim)

'' kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa bilin ki en namussuzu odur ''friedrich nitze



atatürk ve tayyip karşılaştırması ,15 temmuzun 2. kurtuluş savaşı sayılması ,2.cumhuriyet söylemleri raslantıdan ibaret olabilir mi?

sakarya meydan muharebesi

PARS
23 ağustos 1921 tarihinden 13 eylül'e kadar 22 gün ve 22 gece sürmüştür. büyük millet meclisine bağlı türk ordusu tarafından kazanılmıştır. En kritik gün 25 ağustos olmuştur ve savaşın geri kalan gidişatını belirlemiştir. Şu aralar 97. Yıl dönümüdür.

En uzun meydan muharebelerinden biri olan bu savaşta mustafa kemal atatürk'ün mevcut sözlerinden biri şudur:

"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük-büyük her birlik, bulunduğu mevziiden atılabilir lakin küçük-büyük her birlik ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur."

doların iç piyasada yasaklanması gerekliliği

george costanza
serbest piyasada bir şeyleri yasaklayarak başarılı olacağını sanan ergen hezeyanı.

hayır bir de dolarları toplatıp tl basacakmış. bak bakalım mevcut hükümet 2018 yılında kaç tl basmış da hangi sike derman olmuş?

ben de ciddiye alıp okuyorum, hata bende.

sen önce noktalama işaretleri nereye, nasıl konur onu öğren genç; ğ yazamayan başbakana mı özeniyorsun koca dünyada?

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

buraya kadar gelen normal insanlara bilgi verelim bari;

piyasada 100 tane x varken 5 milyon tane y var. bir miktar y vererek x alabiliyorsun ve bunu yapmak isteyen bir sürü insan var. ertesi gün x miktarı 90'a düşerken y miktarı 6 milyona çıkıyor. 80- 7 milyon oluyor. burada değerlenen şey x'tir. x de dolar.

doların düşmesi için ülkeye dolar girmesi lazım. dolar girmesi için;
-dışarıya "dolar" ile mal satmamız lazım, gelen parayı mal alarak dışarıya çıkarmamız lazım.
-dışarıdan yatırımcının gelip "dolar"ını piyasaya yatırması lazım.

ancak şu an gerek yerli gerek yabancı yatırımcı piyasadan dolar çekiyor. dolar da değer kazanıyor.

asansöre binerken 4,62 olan dolar yukarı çıkana dek 4,65 oldu bugün. tıraşı bırakın.

yıldız sözlük kuralları

yıldız sözlük
yıldız sözlük'te öncelikli kuralları içeren sözleşmedir.
yıldız sözlük kayıtlı yazarlarının içeriklerine yer sağlama hizmeti veren websitedir
yazar olduğunuzda kabul ettiğiniz kurallar aşağıdaki gibidir

madde 1 Yıldız Sözlük te kullanıcılar sadece 1 üyelik açabilir. yedek hesap, ek hesap gibi durumlar kesinlikle yasaktır. bir ip adresinden birden fazla üyelik açmak yasaktır. istisna olarak aynı ip adresini kullanan kişilerin bu durumu bildirmeleri gerekir, aksi halde tüm hesaplar süresiz yasaklanacaktır.

madde 2:

a) bir üyenin sohbet havasında veya eğlence amaçlı gereksiz bir şekilde ardı ardına veya bunun haricinde kendi hakkında ya da diğer bir üye hakkında gereksiz başlık açması yasaktır.

b) entryler, altında bulundukları başlığın ihtiva ettiği anlam ile ilgili olmak kaydı ile; bu başlığı tanımlamalı, örneklendirmeli, yorumlamalı, soru şeklinde bir başlıkta ise başlığı cevaplamalıdır.

c): başlıklar altına tanım olmayan, gereksiz, eğlence amaçlı ne olduğu belirsiz entryler girilmesi kesinlikle yasaktır. ayrıca başlık altındaki diğer entrylere doğrudan cevap vermek, diğer üyelerle entryler aracılığıyla sohbet etmek yasaktır. bu kurala uygunluk için aranan kriter, ilgili entry'nin başlıktaki diğer entryler silinmiş olduğu durumda dahi halen anlam ihtiva edip etmeyeceğidir.

madde 3: bir üyenin, diğer bir üyeye bir başlık altında sataşması, başlığa uygun olmayan entry girmesi ayrıca üyeye olan durumundan dolayı entrylerini sürekli eksilemesi yasaktır. artı ve eksi butonları sadece içeriğe göre kullanılmalıdır.

madde 4: üçüncü şahıs ve kurumların her türlü hukuki haklarını zedeleyebilecek entryler, kişisel iletişimin izinsiz ifşası, nefret suçu, paylaşılması yasal olmayan link ve içerikler, telif haklarını ihlal edebilecek içerik ve diğer türkiye cumhuriyeti yasalarına aykırılık oluşturabilecek entryler, pornografik içerik taşıyan görsel ve videolar yasaktır .

madde 5: kurallara aykırılık içeren entryler moderatörler tarafından doğrudan veya şikayet üzerine silinebilirler. entry'i yazan üye siteden belirli veya belirsiz bir süre uzaklaştırılabilir.

madde 6 :sozluk yazılımı hesap silinmesi ve entry silinmesine imkan vermemektedir.yazarlarımız yasaklanmaları veya farklı sebeplerle hesaplarının ve entrylerinin silinmesini talep edemezler.
nick silinmesi ,entry silinmesi ,silinmesini talep etmek söz konusu değildir.

madde 7 .sözlük kuralları ihtiyaca göre değiştirilebilir.
yazarlarımız değişen kuralları takip ve kabul etmekle yükümlüdürler.
değişen kurallar geçmiş durumları da kapsar.yıldız sözlük tarafından önceden duyurulmaksızın ve tek taraflı olarak değiştirilebilir.
değişiklik sonrası sitenin kayıtlı yazarı olarak kullanım sözleşme değişikliklerinin kabulü anlamına geleceğinden sözleşme metnini belirli aralıklarla kontrol etmenizi tavsiye ederiz.

madde 8.yazarlığınızın onaylanması ,uzaklaştırma almanız ,süresiz yasaklanmanız yıldız sözlük yönetimi kararı olup yıldız sözlük format ve kurallarına aykırı , sözlük ortamını bozan yazarlara uygulanır

madde 9. yazar entryleri yıldız sözlük kurallarına ve türkiye cumhuriyeti yasalarına uygun olmalıdır.entryinin sorumluluğu yazarına aittir.
entryler ön denetimsiz yayına alındığından içeriğinizin yasalara aykırı olmadığından ,kişi ve kurumlara hakaret ,telif içermediğinden emin olunuz.
içerik yayınlandığında hukuki sorumluluğunuz başladığı için ,şikayet ,telif başvurusu gibi sebeblerle yönetim tarafından kaldırılması yasal sorumluluğunuzu ortadan kaldırmayacağını bilmelisiniz.

madde 10. yıldız sözlük sözlük şablonuna aykırı bulduğu ,yasalara aykırı , hakaret ve telif içeren entryleri kısmen veya tamamen yayından kaldırabilir.

madde 11. hesabınızın güvenliği size aittir.şifrenizi karmaşık seçmeli ,başka yerlerden bağlanmanız durumunda şifrenizin kaydedilmediğinden emin olun.

madde 12. yıldız sözlük'te periyodik aralıklarla yedekleme yapılmaktadır. buna rağmen farklı sebeplerle entry ,mesaj ve kullanıcı bilgilerinizin silinmemesi için elimizden geleni yaparız fakat yine de silinmesinden ötürü sorumluluk kabul etmemekteyiz.

madde 13. yıldız sözlük iletişim bilgileriniz üzerinden aksi talep olmaması durumunda duyuru ve reklam mesajı iletebilir.

madde 14. yıldız sözlük'te paylaştığınız telif içeren içeriklerin telif hakları size aittir.
yıldız sözlük'te yayınlandığınız telif içeren çalışmalarınızı ticari maksatla dahi dilediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.
ancak yıldız sözlük 'te yayında olan içeriklerinizi internet üzerinde başka bir sitede daha yayınlamanız halinde yıldız sözlük'e aktif link vermeniz gerekmektedir

a: telif hakları size ait olmakla birlikte;
yıldız sözlük'te yayınladığınız tüm içerik için yıldız sözlük'e çoğaltma, kopyalama, işleme ve
basılı ortam, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla
veya internet ve sair dijital iletim şekilleri de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlar ve sair her türlü araçla yayınlama hakları dahil olmak
ancak bunlarla kısıtlı kalmamak kaydıyla tüm mali haklarını hiçbir coğrafi sınırlama olmaksızın, süresiz ve bedelsiz kullanma hakkı(lisans) vermektesiniz.
b:oluşturduğunuz içerikler yıldız sözlük'te yayınlandığı andan itibaren bu içerikleri ,
uygun gördüğü bütün ortamlarda kendi kullanımında olan markalar altında ve/veya diğer kullanım alanlarıyla ,internet sitelerinde ticari amaçla kullanma hakkına sahip olacaktır.
c:yıldız sözlük, entrylerinizin internet dışındaki ortamlarda ticari amaçla kullanılması halinde, ilgili çalışmadan kar elde edilmesi şartıyla,
kendi takdir edeceği miktarda telif ödemesinde bulunacağını taahhüt etmektedir.

madde 15. yıldız sözlük'te yayınladığınız içeriğin size ait olduğu veya yasalar çerçevesinde kullanma hakkınız olduğu kabul edilir.
size ait olmayan içeriğin ancak kanunlarda belirtilen usule uygun olarak ve atıfta bulunmanız şartıyla yayınlanması mümkündür.
aksi halde uğrayabileceğimiz zararlardan sorumlu olacağınızı belirtmek isteriz.

madde 16.sözlüğün daha yolun başında olması sebebiyle ve seo çalışmaları kapsamında youtube,wiki,türkiye genelinde bilinen news kayıtlı haber siteleri vs. gibi kaynak siteler dışında link paylaşımı yapılmayacaktır.sözlüğün ilerlemesiyle bu kural kaldırılacaktır.

madde 17.bu sözleşmesel ilişki nedeniyle taraflar arasında doğabilecek ihtilaflarda yıldız sözlük'ün kayıtlarının
(e-posta yazışmaları, internet trafik bilgisi ve erişim kayıtları[log] vs.) hmk 193. maddesi anlamında geçerli, bağlayıcı, kesin ve münhasır delil olacağını,
bu maddenin delil sözleşmesi niteliğinde olduğunu ve diğer bütün madde ve bentlerini kabul etmektesiniz.

bu sözleşmeye türkiye cumhuriyeti hukuku uygulanacak olup, ihtilaf halinde kocaeli-izmit mahkeme ve icra daireleri yetkilidir.

utandıran ve sinirlendiren 2 olay

george costanza
1. kartal'da sevgilisinin evine bıraktığı kadını döven mahallenin namus bekçileri

dayağı atan namussuzlardan birinin kadına sürekli escort/fahişe imasında bulunması ve bunun da ana haber bülteninde gösterilmesi de ayrı bir rezalet, show tv'yi bu sorumlu habercilik tutumunu (!) için tebrik ediyorum.



2. anıtkabir'de ata'ya hakaret eden aşağılık kişi.

manipülasyon

PARS
Psikolojide:

Hile yoluna baş vurarak bir insanı ya da topluluğu aldatmaktır. Kurban ya da kurbanlar aldatıldığını fark ederse, sıklıkla bu geç bir tarih olur. Gelen bir hileyi baştan anlamak gerekir.



Genelde bir ürünü satma, kişi ya da kişileri bir yola teşvik etme, otorite kurma ya da otorite bozma, yalan yakalama, bir kişiyi hipnoz altına alarak esir düşürme gibi türevleri vardır.



En iyi manipülatörler, pazarlama uzmanları ya da çok fazla insanla birebir iletişim halinde bulunan diğer meslek gruplarıdır.



Bir manipülatör fark edilene kadar manipülatördür, sonrasında ise sadece bir yalancı olur.



Savunma Sanatlarında:

Boyun ve bilek manipülasyonları olarak başta jiu-jutsu; bjj, judo, wing chun, krav maga, jeet kun do, güreş gibi branşlarda tutma/kavrama yöntemleri ile etkisiz hale getirme biçimleridir.

mustafa kemal atatürk

Highhopes
Ne kadar uzaklaştırmaya çalışırlarsa çalışsınlar ; senin fikirlerinden,ilkelerinden asla vazgeçmeyeceğiz.

Seni unutturmaya çalışanlara inat; biz seni her gün hatırlayacağız. Çünkü muhtaç olduğumuz kuvvet, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!

hayatta kalma güdüsü

kuaterik
Öyle bir güç yok. Bir canlı oluşur ve iki olasılık vardır
1) hayatta kalmaya eğilimlidir.
2) hayatta kalmaya eğilimli değildir.
Şayet ikincisi o canlıda varsa zaten yaşama gibi bir derdi olmayacak, ölecek yani nesiller oluşturamayacaktır ve böylece hayatta kalma içgüdüsüne sahip olmayan canlılar dünyada varolamayacaklardır. Geriye sadece o yetiye sahip olanlar kalır ve devam eder.

Özetlemek gerekirse ölüm aşkıyla yanıp tutuşan genleriniz varsa hayatta kalamazsınız ve sizin gibi canlılar oluşturamazsınız. ortalık da ölmekten korkanlara kalır.

hayvana tecavüz etmek

evrenos
türkiye’de adaletli şekilde cezalandırılmayan bir rezalettir.



insanları küçüklükten beri doğru düzgün yetiştirmedikçe yani eğitime önem vermedikçe, adaletin işleyişi düzeltilmedikçe, ağır yaptırımlar yürürlülüğe konulmadıkça insana tecavüz edenlerin de hayvana tecavüz edenlerin de haberini daha çook alırız.



“en güzel temizlik kirletmemektir”



gönül ister ki tecavüzcülere ağır ceza vermektense toplum çekirdekten beri harika bir şekilde eğitilse de bırakın tecavüz eylemini, kavramını ve ne olduğunu bile unutsak.

bir erkeğin taciz edilmesi

PARS
Erkeğe uygulanan şiddet gibi taciz vakaları da nadir değildir; sadece su üstüne pek çıkmazlar.

Kamu ortamından ziyade luna parklar; yemek sıraları, plajlarda daha sık rastlanılabilir.

Taciz eden kadın ve edilen erkekse fiziksel savunma uygulamanın anlamı olmaz şüphesiz ama (bkz:sözlü savunma)(?) denen bir kavram varsa uygulanmalıdır. Gerçi, ortada sözlü saldırı var mıdır...
***

ana dilde eğitim

george costanza
ülkemizdeki etnik gruplar ve azınlıklar; Abhazlar, Arnavutlar, Araplar, Azerbaycanlılar, Boşnaklar, Çerkesler, ermeniler, Gürcüler, Kırım Tatarları, Kürtler Lazlar, Osetler, Pomaklar, Romanlar, rumlar, Süryaniler, yahudiler, Zazalar ve artık suriyeliler.

sayan var mı?

bu etnik grupların içinde birden çok dili ve/veya birden çok lehçesi olanlar da var, diye biliyorum.

ülkemizin resmi konuşma dili türkçe ve zorunlu eğitim türkçe olarak veriliyor.

kalkıp bu kadar farklı dilde ana dilde eğitim hakkı doğrultusunda eğitim verirsek;
-çocuklara nasıl aynı kalitedeki eğitim verilecek?
-öğretmenler nasıl yetiştirilecek? çevirmenle mi ders verilecek?
-çocuklar nasıl aynı sınava girip birbiriyle yarışacak?
-çocuklar büyüyünce nasıl birbiriyle anlaşacak? aynı topraklar üzerinde nasıl birbiriyle iletişim kurabilecekler?

hepsine değil, birkaçına bu hak tanınacaksa da bu hak olmaz, ayrıcalık olur.

ulu önderimize göre, millet olabilmenin asgari şartı dil birliğidir. "türk demek, türkçe demektir."

atatürk'e göre millet kavramı etnik kökene dayanmaz ve millet kavramını "geçmişi ve geleceği müşterek; kader birliği yapmış; aynı şeylere sevinip aynı şeylere üzülen grup." olarak tanımlar.

atatürk'ün görüşlerini göz önünde bulundurursak dil birliğini bozmanın ülkeyi geri dönülmez şekilde ayrıştırmaktan, parçalamaktan, bölmekten başka bir amaca hizmet etmesi söz konusu değildir.

bu doğrultuda ana dilde eğitim hakkı lakırdısını tamamen reddediyorum. ama insanların bu hakkını elinden almanın yanlış olacağının da bilincindeyim ve bu dilleri 2-4 saat seçmeli ders olarak okullarda okutulabileceğini düşünüyorum.

son olarak üniversitelerdeki %100 ingilizce( veya fransızca, almanca) eğitimin de yanlış olduğunu; ingilizce'nin ingilizce dersleriyle öğretilmesi gerektiğini; meslek derslerinin tamamının geniş bir müfredatla ana dilde (türkçe) verilmesinin ve bunun yanında mesleki ingilizce ve genel kültüre dayalı seçmeli ingilizce dersler olmasının doğru olduğunu düşünüyorum.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
ekleme: her zaman verdiğim ve bayıldığım örneğimi unutmuşum.

7 yaşına kadar türkçe konuşmayı bilmeyen, okula başlayınca türkçe öğrenen "ana dili" kürtçe olan diyarbakırlı bir çocuk. türkçeyi öğrendi, eğitim fakültesine girdi, matematik öğretmeni oldu, istanbul'a geldi, "ana dili" türkçe olan bir kadınla evlendi ve "ana dili" türkçe olan benim geometri derslerime girdi. aynı sınıfta çerkez de vardı, kürt de vardı, boşnak da vardı, türk de vardı.

ana dilde eğitim verilen bir ülkede bu hikayenin olması mümkün mü?

ana dilde eğitim

PARS
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir hasta adam yaşarmış. Bu hasta adamın içinde envai çeşitte millet kendi dilleriyle konuşur; kendi dillerinden olanlarla birlik kurarmış.

Gel gör ki bir gün hasta adamın durumu fenalaşmış. Mirasından yemek isteyen düşmanları, ona "Sevr" diye bir ilaç içireceklermiş fakat "mustafa kemal" diye bir doktor çıkıvermiş!

Hemen gerekli tedavilere başlayarak evvela düşmanları çevresinden uzaklaştırmış ve Lozan'ı içirmiş. Akabinde de bünyedeki "mikropları" arındırıp sağlamlaştırmak için de "atatürk ilkeleri"ni uygulatmış...

Şimdi şu entryi okuyoruz

" bir milleti yok etmenin en kolay yolu; dilini yok etmektir." der eski bir filozof; Konfüçyüs. Emperyallar da sever bu sözü.

(bkz:yeni sözcük üretmeye devam)

Eğitim dili neden ana dilde olmalıdır?

Çünkü insanların anlayacağı; düşüneceği, tartışacağı, yazın (edebiyat demek) yapacağı, şarkı yazacağı, okuyacağı ve üreteceği dildir anadil. Türkiye'nin anadili türkçedir. Babadili Hintçe, korece, kürtçe, bulgarca vb. olabilir; fark etmez. Fakat bir insan ki eğer anadilinde eğitim alamazsa üniversite ortamında yukarıdaki örneklerin hiç birini uygulayamaz. Bir üniversite eğer İngilizce, almanca, kürtçe ya da papua yeni ginece (böyle bir dil yok ama örnek olarak hoş görün) olursa -şayet anadili türkçe olan bir ülke için- öğrenciler sadece sıkıntı çekecekler ve bir dersi 2, 3 hatta 5 kez bile alabilecekler.

Ortak dil gereklidir. Bir ülke için de ortak dil demek anadil demektir. Her kapıyı açar.

Bir zamanlar yıldız teknik üniversitesinde ders vermiş olan dünyanın en genç profesörü oktay Sinanoğlu der ki: "Türkçe giderse Türkiye gider. Yabancı dille eğitim ile Türkiye gider."
(Kendisini yakından tanımak için ">https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/-turkce-sevdalisi-kimya-profesoru-oktay-sinanoglu/557503">

Yine bilgisayar terimlerini türkçeleştirmiş bir dahi, aydın köksal'a göre -ki kendisi altı dil biliyor- anadil olmadan hiç bir dilin değeri yoktur.

(Kendisi hakkında okunması gereken bir söyleşi, Hulki Cevizoğlu ile de röportajı vardırhttp://www.buyuksicrama.com/aydin-koksal-soylesisi/ " class="abkz" href="/arama/?b=http://www.buyuksicrama.com/aydin-koksal-soylesisi/ " title="http://www.buyuksicrama.com/aydin-koksal-soylesisi/ ">

Zor bir şey değil Francis krick ve James watson'un dna'nın nasıl ikili sarmalda olduğunu bulduklarını öğrenmek. 1953'e kadarki sürecin kitabını yazdılar bile herkes anadilinde de okuyabilir diye.

(resim
Ayrıca kitapta neden üçlü bağ dokusunda olamayacağı da yazmaktadır. Bir iki oturuşta bitirilebilir.

~her neyse~

Bir lisan bir insan, sözü doğrudur. Kişi ne kadar çok dil bilirse o kadar çok kafa yorar ve iq düzeyi artar. Bilimsel olarak gerçektir.
Türkiye'de eğitim dili türkçe olmalıdır. Sovyetler birliğinde resmi bir dil yoktu lakin herkes ortak olan dilin Rusça olması gerektiğini biliyordu. Çünkü her türlü eğitim ve resmi işler bu dille sağlanıyordu. Bu işler böyle yürür. Usa'nın neden Disney parklarında önce İngilizce sonra ülkenin resmi dilini tabelalarına yazdığını merak ettiyseniz, cevabını da tahmin etmişsinizdir.

İyi yorumlamalar.

müzikler ve tarzları

PARS
Müzik tarzını belirleyen faktörler ritim, çalgı aletleri vb. dir ama burada başka etmenlerle belirlenecek. Burada müzikler kullanım alanlarına göre ayrılacak. Her türden birer örnek verdim ve maalesef birden fazla youtube adresi gönderilmediğinden isimlerini yazdım.

Mesela spor yaparken vücut dinç olmalıdır. Bunun için yüksek ritmik müzikler dinlenir:

John wick-club music
https://www.youtube.com/watch?v=fLelk26BlEM

Bazen de insan el işleriyle uğraşabilir. Resim yapmak gibi ya da mimari tasarım çizmek. Bunlar için odaklayıcı türler dinlenir:

Beethivoven-sempony 7
https://www.youtube.com/watch?v=vCHREyE5GzQ


Duygusal ortamlar da vardır. Bu zamanlarda sözleri anlamlı parçalar tercih edilmeli:

Louis aemstring-what a wonderful world
https://www.youtube.com/watch?v=A3yCcXgbKrE

Uzun yolculuklardan zevk alınması için müzik ritmi daha dengeli ve kısmen düşündürücü olmalı:

Armin van buuren-face to face
https://www.youtube.com/watch?v=wfeQ0eRqnuI

Ya da kişi uyumak isteyebilir. Kalp ritmiyle paralel bir müzik idealdir. Bunun için de en iyisi "weightless" isimli parçadır. Hatta öyle ki eğer sürücü sizseniz, dinlemeyiniz:

Marconi Union-Weightless
https://www.youtube.com/watch?v=S629o3HZe0I&app=desktop

Eğer uyumak istenmiyorsa benzer tipler de var. Bunlar insanı derin derin düşündürebilir aynı zamanda dinlendirir ama:

Jo Blankenburg-Awakening
https://www.youtube.com/watch?v=PnXwcPCwGzk&index=5&list=PLwm-g3PAJ3JqWhKsI5MPhmjAfUR-TDoNK

Biraz da hareketlenelim. İyi bir başarıdan sonra belki dans etmek istersiniz. Bu tür müzikler istemsizce, kişiyi hareket haline sokacaktır:

Parov Stelar-Catgroove
https://www.youtube.com/watch?v=WXrdYwG17PE

Meditasyon için üretilenler de var son olarak:

İdenline-together
https://www.youtube.com/watch?v=RNUtTQHZb3Q

Umarım sizler tarafından da kullanılır :)

new-age tarzı müzik

PARS
80'li yıllardan itibaren yaygınlaşan bu tarz (60'lı yıllarda çıktığı kabul edilir), insanın doğrudan ruhuna hitap eder. Rahatlama, meditasyon/yoga, aşk ortamı gibi pozitif hislerle beraber amaca yönelik olarak; irkiltme, gururlandırma, hüzünlendirme hissiyatları yaşatabilir.



Sıkkça kullanılıp merak uyandırma hissiyatı oluşturan meşhur bir örnek

https://www.youtube.com/watch?v=GusLypfx7OQ



New Age müziklerinin tam tanımı yok aslında. Billboard dergisinde 1987'de yayımlanmış bir makalede , "New-Age müzik, şimdiye kadar halk bilincini vurmak için tanımlanamayan en başarılı müzik olabilir." yorumu yapıldı. Bana göre doğadan ve insanlardan alınan farklı seslerin bir ahenkle birleştirilmesi ile oluşan tarz. İsim olarak new-age denmesinde kilise müziklerine atıfta bulunulur.



dünya ve insan seslerinden oluşturulan bir parça, doğallığı hatırlatır insana

www.youtube.com/watch?v=Rk_sAHh9s08



new-age müzikler akustik de olabilir elektronik de veya her ikisinin bir karışımı da olabilir. New Age sanatçıları , piyano, akustik gitar, flüt veya arp'tan elektronik müzik aletlerine; veya sitar , tabla ve tamboura gibi Doğu aletlerine kadar kullanabilirler. Solo ya da koro olabilirler. Bilhassa kilise müziklerine benzeyenleri korodur.



koro halinde oluşturulmuş ünlü bir new-age, kral arthur müziğidir ayrıca

www.youtube.com/watch?v=RkZkekS8NQU





Bazıları new-age müziğinin kökeninden ötürü diğerlerinden ayırt edilmesi gerektiğini belirtirler. Kültürel paylaşım yapmayı amaçladığını savunan bu kesim, örnek olarak çeşitli folk ve Kelt, Lapon vb. müziklerini ileri sürer. Yani köken olarak onlardan esinlenilenler new-age tarzıdır demek istedikleri.



yerel bir folk müziği örnekleri

www.youtube.com/watch?v=Li9Vi_-Nufk



www.youtube.com/watch?v=R6Z1-xEkoqI&list=PLwm-g3PAJ3JqWhKsI5MPhmjAfUR-TDoNK&index=79



2000'li yıllardan itibaren bu tür müzikler daha da dallara ayrılmıştır. Hatta öyle ki sırf hava durumu sunmak, haber belirtmek, reklam yapmak, dizi müziği vb. için bile üretilen çeşitleri vardır.



3.44'ten itibaren National Geographic belgeselinde rastlamıştım

Ayrıca The Matrix filminde de reklam amaçlı kullanılmış

www.youtube.com/watch?v=b8ri14rw32c



Bu tarz hakkında şimdilik bu kadar, yazıtımı bazı örnek new-age yapımcıları hakkında bilgi alabileceğiniz bir liste bırakarak tamamlıyorum:



www.last.fm/tr/tag/new+age/artists?page=1



not:birden fazla url bağlantısı kurulamadığı için bu şekilde oldu.

sigara içenlerin genelde bencil ve saygısız olması

george costanza
sigara içen insanları gözlemleyerek vardığım kanı.



Sigara içenler sigara kokusundan, dumanından veya külünden rahatsız olmadığı için başkalarının da rahatsız olmadığını sanıyor.



ama Hayır!



giriş kapısını sigara içme alanı yapmakta sıkıntı görmüyorlar; ancak ben oradan geçerken 15-20 saniye boyunca o dumanı solumak istemiyorum. oradan geçerken üstüme başıma sinen sigara kokusu yüzünden eve gidip üstümü başımı değiştirmeyi iple çekmek; hırkamı montumu 2-3 günde bir yıkamak istemiyorum.



hele kanunlarca sigara içilmesi yasaklanmış alanlarda sigara içilmesine hiç katlanamıyorum. "ama beyefendi/hanımefendi; sigara içmek burada yasak ve ben rahatsız oluyorum" deyince haklıymış gibi pişkinlik yapmalarından nefret ediyorum.



bugün makina fakültesinin 3. katında gördüm; öğrenciler 3. katta sigara içip izmaritlerini küllerini mermerde bırakmışlar. diğer öğrenciler, onların sigara dumanını ve kokusunu çekmek zorunda olmadığı gibi camdan bakınca çer çöp de görmeyi hak etmiyor. okuldaki temizlik görevlileri her gün defalarca cam silmek zorunda bırakıyorlar; buna kimsenin hakkı yok. oradan dekan, dekan yardımcısı geçse ve o kirliliği görse bunun hesabını temizlik görevlisinden sormaz mı? kocaman insanlar aslında yapması gerekmeyen bir işi yapmadığı için azar işitmek zorunda da değil.



son olarak kafelerin, restoranların açık alanları sigara içenler tarafından işgal edilmiş durumda ve bu gerçekten artık canımı sıkıyor. havalar ısınıyor, ben de açık havada huzurlu huzurlu yemeğimi yemek istiyorum ama ne mümkün. sigara dumanı her yeri kaplıyor. leş gibi kokan ve görünen tiksinç küllükleri görüp iştahımın kaçmasını da istemiyorum. içeride oturmak zorunda kalmak da istemiyorum.

deli petro

PARS
büyük petro olarak bilinir. Rusya devletini gerçek anlamda "rusya devleti" yapan kişidir.

(resim

İlk zamanlarında rusya yalnızca ural sıradağlarının batısında bulunan ( en doğusunu Volga nehri oluşturan) köycükler topluluğuydu. Sibirya genel olarak kendi döneminde fethedilmiştir.

İlk entryde bulunan vikipedi'den kopyalanmış yazıların tekrar geçirilmesinin bir anlamı yok; kendisi günümüzde "St. Petersburg" olarak bilinen kentin kurucusudur . Bu kent; tıpkı ankara gibi bir nüfusa sahiptir, düzenlidir ve başkentlik yapmıştır.

(resim
Onun döneminde temelleri atılan bu kentin amacı modern avrupa kentlerine paralel özellikler teşkil etmesiydi. Batı'dan getirilen mühendis ve mimarların müşterek olmasıyla planlanan bu kentte günümüzde çok değerli eserlerin (da vinci'nin eserleri dahil) bulunduğu müzeler de vardır.

(resim

Kendisinin başlatmış olduğu devlet politikasını ardılları devralmıştır.

japonya

PARS
12-15 000 yıl evvel, Çin'de yaşayan insan atalarının çekilmiş sulardan mütevellit karşıya yürüyebilmesiyle çoğalan ada halkıdır. Evrimsel olarak "ada küçülmesi" gerçeği ile yüzleştiklerinden boyları ana karadaki akrabalarından daha kısadır.

Amma velakin daha zeki de olabilir. uzun bir süre boyunca japonya ülkesi -ki 1000 senesinde kyoto başkent olmuştur- asya'da bulunan diğer topluluklardan daha gelişmiş bir metal teknolojisine ve denizciliğe sahipti. 400-500 sene evvelinde ticaret yaptıkları tek ülke hollanda idi (ve bu ülkeye de "hollanda adası" ismini vermişler idi. ).

Dünyada son 50 seneye kadarki teknolojiyle en keskin ve dayanıklı kılıçlarını üretmişlerdir. Halihazırda bir katana 10 000$ gibi bir ücretle kapınıza bırakılacaktır. Tabi bunda silah ruhsatı alırken nasıl bir takım sorgulamalardan geçiliniyorsa, benzer şeylerle karşılaşabilirsiniz; zira siz bu katanayı alıp ne keseceksiniz?

1980 senesine gelindiğinden beri (o tarihle birlikte ekonomisi SSCB'yi geride bırakmıştır) iyi bir ekonomiye sahiptir. Bunda şüphesiz ki orduya yaptıkları harcamalarının çok az olması etkilidir. Zira anlaşma gereğince resmi olarak bir "asker"leri bile yoktu bir kaç sene öncesine kadar, sadece "ulusal savunma birlikleri" vardı ve dış harekata kesinlikle izin verilmiyordu.

Dünyanın ilk jet motorunu da ürettikleri söylenir (bir rivayetle hadi ingilizler'le birlikte ikinci diyelim), sene 1939 bu arada. Almanlar bu jet teknolojisini savaş uçaklarında kullanınca, kendileri de 1942 yılıyla birlikte amerikan uçaklarının canını yakacak hızlarda savaşçılar üretmiştir.

Tasarladıkları ilginç şeylerin sınırı yoktur.

https://www.youtube.com/watch?v=BY2bG_MKrUU

Süper mario'yu icat ettiklerinden beri çok oyun yapıldı. Bunlar arasında öyleleri var ki gerçekliği sorgulatacak cinste, bir insanı oyunla gerçekliğe "uyandıran" türler bunlar. Bu tür oyunlar yüzünden ülkede cinsellik, dolayısıyla bebek sayısı azalmaya devam etmektedir. Pek çok genç, artık sadece oyun oynayarak sevgilisi ya da eşi ile yapabileceği (sadece cinsellik değil) her türlü aktiviteyi yapmaktadır ( yoksa bu bir başlangıç mı? )...

guernica

PARS
İlk defa, küçük bir çocukken bir pizzacıda rastladığım tablonun kopyasında ilk dikkatimi çeken şey; kaos ortamının orta çağda bir barda geçiyor gibi resmedilmesiydi.

Tıpkı devrim erbil'in -ki kendisi bu hafta beşiktaş kampüsüne gelmiştir ve kendisiyle kısa bir sohbetimiz olmuştur- "istanbul" çizimlerinde tarihle ilgili ipucu veren tek şeyin boğaziçi köprüsü olması gibi bu tabloda da göz içerisinde bulunan ampulle olayın tarihi görece olarak anlaşılmaktadır.

Tabloya bir ressamın gözüyle bakarsak ne görülür? Biraz tarihsel ön bilgiyle birlikte 1000'in üzerinde sivilin hayatını kaybettiği guernica kasabasını çizen picasso aslında 1934'te fransa'ya taşınmıştı. Bombardımandan hemen sonra çizimini yapmaya karar verdi ve 15 günde tamamladı. Zaten tabloda gri rengin hakim olmasının sebebi -kendisinin de açıklamasıyla- figürleri boyamakla vakit kaybetmek istememesidir. Resimdeki her bir figür acılar içerisinde ama neyin nerede başlayıp bittiğini anlamak belki boşuna bir çaba olabilir zira guernica'nın sunmak istediği şey nesnelerin yerlerini vurgulamak değil; "acı"yı vurgulamaktır.

Solda bulunan öfkeli boğa bilinenin aksine faşizmi simgelemez. Kabalığı ve zorbalığı sembolleştirir. Gözü andıran çıplak ampul ise işkenceyi vurgular. Boğanın altında, çocuğuna ağlayan; içeri gaz lambası uzatarak kafasını sokan ve sendeleyip ampule bakan kadınlar ölümün habercisidir. Ölmek üzere kollarını açan adam da bombardımanda söylenen feryatları gösterir cinstendir.

***
devrim erbil'in çizimleri ise 16. yy haritacılarından "matrakçı nasuh"un çizimleri gibi genelde kroki benzeridir ve kendine has çizim yöntemlerini kullanır.
(resim
Devrim Erbil'in çizdiği sayısız "istanbul"dan biri.

yapay zeka

PARS
Cevap: 1940'tan beri henüz yoktur.

mathison turing bundan ilk kez teorik olarak bahsetmiştir fakat zeki olmak ve akıllı olmak arasındaki tanım bile net değilken, yapay zekayı tanımlamak bipbile net değildir.

Amma velakin pekala örneklendirerek açıklanabilir.

Yapay zekada, belli bir algoritma hesabı kullanılır. Tıpkı basit düşünme biçiminde olduğu gibi, olaylar karşısında verilmesi gereken cevaplar; önceden kodlanmış örneklerin incelenmesiyle oluşturulur. Yani 1997 yılında kasparov -ki dünya şampiyonuydu- yenen yapay zeka ile çalışan deepblue, sonraki hamleleri örneklem uzayda hesaplayarak oynuyordu. Bu yönden de bir insana göre milyarlarca kat hızlı işlemler yapabildi (burada işlemci kavramı ile karıştırılmamalıdır, günümüz bilgisayarların işlemcileri en fazla bir fare beynine denk düşer).

peki ya Eğer deepblue ile kasparov satranç oynarken, içeride bir yangın patlak verseydi ve kasparov dışarı koşarken bilgisayar ise oyun oynamaya devam etseydi daha zeki olur muydu?

Yapay zeka üçe ayrılır:
1-basit yapay zeka
2-gelişmiş ("güçlü" de denebilir) yapay zeka
3-süper yapay zeka

basit yapay zeka tek bir emri yerine getirmeye odaklanabilir en fazla. pek çok teknolojik alet bu özelliğe sahiptir.

Gelişmiş yapay zekalar, birden fazla basit yapay zekanın (5, 10 belki 50 farklısı) kombinasyonu ile oluşur denebilir kabaca. oto-pilotlar, akıllı evler, siri, otomatik piyano, facebook (evet maalesef) ve google gibi pek çok ileri teknoloji ürünlerinde kullanılır.

Gelelim süper yapay zeka kavramına. şimdilik bilim kurgu olan bu zeka türü yakın gelecekte hayatta olmayacak (çeşitli uzmanların fikirlerine göre en azından 2040'tan erken değil) ama olduğu zaman büyük bir tehdit insanlığı bekliyor olabilir. velhasılkelam stephen hawking ölmeden önce bunun hakkında ya insanlık için en iyi ya da en kötü şey olacağından söz etmişti. Elon musk en kötü şey olacağından, mark zuckerberg ise en iyi şey olacağından... telmihi kenara bıraktığımızda süper yapay zekanın "insanın yapabildiği tüm bilişsel yeteneklere ve çok daha ötesine sahip olmak" tanımı yapılabilir. Bir yerden sonra, kendini geliştirmesinin -kendisine- daha faydalı olduğunu "düşünecek" ve kendisini ilerletmeyle ilgili kısır bir döngüye girecektir. Belki de...

Yine de iyi haber var ki belli sınırlamalar ile üretilen her bir yapay zeka ürünü, bunu asla kıramaz;

0-Bir robot insanlığa zarar veremez.
1-bir robot 0. kuralla çelişmediği sürece bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz.
2) bir robot 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
3) bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendisinin zarar görmesine izin veremez.

Ayrıca (bkz:ısaac asimov)