confessions

spencereid

Yıldız Yazar  · 25 Ekim 2017 Çarşamba

  1. toplam giri 510
  2. takipçi 9
  3. puan 5517

türk kızı egosu

spencereid
ırkçı, cinsiyetçi bir başlığa daha hoş geldik.
ilk önce Türkiye'de yaşayan kadınlardan konuşalım:
sokağa çıkıyorsun, gözler her yerde. otobüse biniyorsun, eller her yerde. okula gidiyorsun, müdür odasında.
diyorlar ki, bacaklarını açma
diyorlar ki, her erkekle konuşma
diyorlar ki, kahkaha atma
diyorlar ki, evlenene kadar bekle
diyorlar ki, orospu
diyorlar ki, evlen koca bul...
rezalet zamanlardan geçiyor çocuk, denilenleri dinleyip büyüyor. ne yapıp ne yapmayacağını kestiriyor. kafası açılırsa belki kendi kararlarını verip, kendi ayaklarının üstünde duran bir kadın oluyor. kafasını açmazsa asla bilmediği dünyaları eleştirip koca bulup evleniyor.
şimdi siz birileri için başkalarısınız ve bir kadınsınız. birilerine gülseniz ondan hoşlanıyor olacaksınız, iki laf etmek için otursanız kadın olduğunuz için karşınızdaki beklentiyle bakacak gözlerinize..
istediğinizi giyseniz, burası türkiye olacak. istemediğini giyseniz, istemediğiniz durumlara düşseniz, zaten onların istediği somurtan türk kızı olacaksınız.
birde siz belki normal bakıyorsunuz insanlara ama onlar kafalarında sizi soyuyor, bakışlarınızı olmayan yerlere çekiyorlar. kızlar kızlar kızlar...
boyunuz da uzamıyor bi, kalmışsınız 1.50 diyolar ki kıçı yere yakından korkacaksın.
herkes konuşuyor, türkiye'de kadın olmak zor kızlar. egonuz da yerinde.. herkes güzel bakılmayı hak etmez, hak etmeyeni küçümseyin. küçümseyin ki hak ettiklerini bulsunlar.
*bir insanın gözlerine bakarak nasıl küçümsediğini düşünebilirsiniz anlayamıyorum, akıl dedektoru falan mı tasıyorsunuz bır yerlerınızde..*

yıldız sözlük’e açık mektup

spencereid
seni bir görsem keşke.....

hayat amacın para, kazanmaya bakış açın ironik.. topluma öfke olarak doğmuş gibi davranıyorsun topluma karşıtlık bu değil. kendi dünyanın merkezindesin bu iyidir fark etmiyorsun galiba başka dünyalar da var. gözlükleri bi çıkar kardeşim, bakış açını değiştir, bu yaşına geldin bunları sana biz mi öğretelim.

olay seni dövmek de değil bunu bile algılayamamışsın, aklını başına getir. resetle bildiklerini, sıfırdan öğren.

9 yıllık eğitim kaybı falan bunlar önemli değil, üniversitede bir insan kendisini tanır, bulur, keşfeder ne derlerse. kendini araştırmışsın, bu budur diyip okeyleyip bitirmişsin. 9 yıllık hayat kaybın olmuş sonra.

neyse buralara yazılacak çok şey var uzatmaya gerek yok..

ne demiş şair

spencereid
Binlerce ama binlerce yıldır yaşıyorum
bunu gökten anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
insan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
evlerde köşe başlarında değişmek diyorlar buna
değişmek,
biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adım
bana kızıyorlar sonra, ansızın bana
kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
vazgeçilmiyor ki benim
duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan
umutsuzlar parkı/edip bey

yapay zeka

spencereid
Duygu dedigimiz sey hormonlardir, psikotik ilac kullanan insanlar iyi bilirler. Eskiden sinirlenecegi bir olaya artik tepkisiz kalma durumu, ilaclarin vucudumuzda hormonlarin seviyesini degistirerek bizi kontrol etmesidir. Duygulari sevgi ask vb olarak siniflandirirsak bile hormonlarimizla severiz, hormonlarimiz ise genetik kodumuzdan ortaya cikar. Her insanin genetik kodu bu konuda farklidir. Ve cevresel sartlar nasil insanlari sevecegimizi belirler. Gecmiste yasadiklarimiz cevresel sartlara gore duzenlenir ve yeniden onumuze sunulur. Simdi biz bu hormonlarin genetik kodunu bilgisayar koduna cevirirsek o zaman karsimizda mutlulugu algilayabilen bir yapay zeka cikar. Fakat yapay zeka ilk yapilisindan itibaren butun verilere acik olmak yerine bir insan gibi yavas yavas kodlanirsa, noronlari bilgisayar dilinde yeni veri alimi olarak yapilabilinirse ve etik dedigimiz olayi insanlik tarihi icinde algi seviyesine oturtabilirsek karsimiza en az bizim kadar insan bir yapay zeka cikabilir. Tabii burada bahsetmedigim cok olgu var.

Kisaca deginirsek insan 4 harften olusan 3 lu kodlarla yazilip okunan ve cevresel sartlarla gelisip buyuyebilen bir canli olarak bakildiginda, yapay zeka bir anda ortaya cikan bir insan klonu olarak tasarlanilmazsa belki o zaman bir seyler elde edilmis olur. Beynimiz de kodlardan olusan dogdugu andan itibaren butun verilere acik olan fakat cevresel sartlar nedeniyle ve bilgisizligiyle zamanla noronlarin korelmesi sonucu yas buyudukce algisi artan bir sistemdir. Buna farkindalik denir. Cunku artik dunyaya alismisizdir. Yapay zeka denemelerinde bunlari yapmaya calisiyorlar fakat insan yuzunu algilayip verileriyle karsilastirip cevap veren yapay zekalari daha cok goruyoruz. Bu belki insan kontroluyle hareket etmesini istedigimizdendir. Fakat bir yapay zeka bir gun kendi kodlarina erisebilecek bir hale gelirse kendisini ne denli degistirebilecegi de insanlik icin sorun haline gelebilecek bir durumdur. Bunun hakkinda cok fazla gorus olmakla birlikte bir zamanlar homosapiens dunyaya hakim degildi ve gelecekte de hakim olabilecegi dusunulmemektedir. Biz ancak gelecegi hazirlayan bir turuz, yeni turlerde yeni gelecekleri hazirlayacaktir. Dunya yerine buna evren ve sistem olarak bakilmalidir. Ayni zamanda evrim.

bu saatten sonra...

spencereid
her şey olabilir, her çizik atıldığında bir çizik daha atıyorsun. yaktıkça mı gerçekliğe giriyorsun, gerçeklikten çıktıkça mı bir daha çiziyorsun.

devam edebilir, mesela kalkıp herkesi öldürsen ne kadar gerçekliktesin çünkü onlar değil. kalkıp gitsen ne kadar gidebilirsin çizdikçe çiziliyor. birinin orkestrasındasın çubuk bir tane değil, sende de değil...

insanda eksik olan

spencereid
içimizde kötü yanımıza ait bir şeylerin varlığını sezeriz. o anda benliğimiz, paylaşmayı arzulayacağımız en son şeydir. tüm bu gelgitlerin bizde oluşturduğu boşlukta "bir şeyin eksik oluşundan haberliyizdir ve bunun ne olduğunu keşfetmek için umutsuzca gereksinim duyarız"(buscaglia)

diyor seval dönmez. eksik olan ne? içeride bir şeyler eksik, asla tamamlanmayacak gibi geliyor. bekliyorum keşfettikçe keşfedilenlerin hiçbiri karşılamıyor. yastığa koyuyoruz başımızı, kapatıyoruz gözleri.

orada bir şey var, hep konuşan hep susan... biri var. sen olduğunu bildiğin ve sen olmayacak kadar yabancı olan. yoğunlaşın, eksik olmayan ve eksik olan ne?

komutayı devrettik diyelim, yerine geçecek kişi kim?

wong kar-wai

spencereid
"olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında;daha fazla umma açıkçası. endişelerim ideallerim halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum.gözardı edilmiş tutumlar edinmek has.
değişmek hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu.sese ahenge kapılırken kendini müziğin ritmine verirken,yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sevişebilmek.
birlikte dans etmek gibi,sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi,üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası sanki.
ölmek için değil yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan,hayal etmeden,sıradan olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü.bu gücü yan yanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana.
masallarla geliyorum.efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum.aslında art niyetsizim. inan,
bir nedeni yok yalnızca öptüm."
*küçük iskender*
aşkı bir şiirde bir hikayede okurken en güzel filmlerde yaşadık. bir nedeni yoktu aşkımızın, durağan öylesine çarpışan hayatlardaydı. ve biz o tren garında hiç beklemedik, o karşı peronda durduğunda hiç göz göze gelmedik.
wong kar-wai öylesine çarpışan hayatların aşklarını anlatır, hayatın içindendir. bazıları bir peron aşkı bazıları kiralık katilin aşkı, aşk mı bu filmleri güzel yapan?
aşkın nasıl yaşandığı. her şeyin o kadar da kırmızı olmadığı. belki de düşünülenden fazla kırmızılaştığı**
tarantino hastasıdır wong kar-wai'nin. neyse çok şey söylemek istemem. tanım, hong kong'lu yönetmen.
bana hitap etmiyor diyorsanız, my bluberry nights filminden başlayabilirsiniz

14.09.2018 3. havaalanı eylemleri

spencereid

yildizsozluk/foto

Bir insana temiz yerde yatabilmek için eylem yaptıran sistemin
parasını gününde alabilmek için eylem yaptıran sistemin
cinayetler çözülsün diye eylem yaptıran sistemin
....
edeceğim küfürler daha önce edilmişlere haksızlık olur.
bugün bu eylemle ilgili bir video izledim, adamın biri burada insanlar ölüyor diyor. başka bir dünyanın insanı olduğuna inandırmışlar o insanları, öyle inandırmışlar ki yatacak yatağımı temiz tut geç verdiğin paraya da razıyım kafasındalar.
şimdi biz nereye gidiyoruz diye soruyorduk ya kendimize, öyle bir dünya yokmuş işte. hiçbir yere gidememişiz, olduğumuz yerde de kalamamışız.

rap

spencereid
gökyüzünden düşmenize aktivizm sebep
global bir dünya isteyenler akdenize gider
nevzat çelik de belki ülkesini sever bir gün
üstünüzde ahı bugünlere kinle güler
güneydoğusuna savaş ekilen bir memleketin
batısının göç alması çok mu abes hocam
guantanamoya ağlayıp da diyarbakıra susan
bir gün konuşacaksa uyananlar boğazından tutar
ana dilde eğitim yasak ne şarkısı
ama malatyadan çıkma yola yollar yanar
serdar ortaç sonrasında yüz binlere pop yapar
ertuğrul özkök o gün en şerefsiz yazar
-----
sivasta duman tüter sıvazlanır sakal
yirmi sene sonra olur bakan
beş yüz sene sonra bedrettini asan
zihniyetin primi yaptı yaptı tavan
aman sorgulaman yasak burda doğrulanan yalan
memleketimde insanlar bir manzara uzakta
hepimiz tutsaksak tel örgülü çevrili çocuklar gibi
nazım gibi yılmaz güney gibi vatan hasretiyle yanar barikatlar sokakta
gecenin körü gökyüzü dahil tüm siyahlar ayakta
mandeladan sonra kimse barış da yakmaz
prefabriklerin ömrü kaç hafta
van komple ayazdayken ruhun kaç derecede yanmakta
sabahın sahibi var adı hasan ferit
gülüşünde kan izi var bir gün çıkar gelir
düzenin tam kalbinde açılınca gedik
üşür ölüm bile düşer karşısında yenik********

biz en çok insanların ölmesine üzülüyoruz.



edit: sözlerini yazdım ki sadece dinlenmesin, anlaşılsın.

requiem for a dream

spencereid
"Çünkü içi boşaltıldı bütün kavramların.
Uyuştular en kuytu köşelerde vazgeçenler."

bir rüya için ağıt.
madde kullanımının kontrol edilmediğinde ve bilinçsizce kullanıldığında nelere yol açtığını anlatan film.
filme sadece uyuşturucu filmi olarak bakmak da saçma tabii, insan ilişkileri o sokaklarda o evlerde neler dönüyor, kimler nasıl yalnızlığını gidermeye çalışıyor....

(resim

"Onlar dünya görüşünü kazansalar ne olur?
Yan sokakta torba, üst katında fuhuş!
Statüye tapmıyorlar yok cepte bir kuruş,
şu bardağı bir doldur da konuşuruz şunu"

ayrıca

sözlüğün kalitesinin düşmesi

spencereid
Kesinlikle katiliyorum burasi millet kiraathaneleri degil arkadaslar, biz de biliyoruz sarkan insanlari buraya yazmayi. Seviyeyi indirin boyle asagilara su kizi soyle tavladim bunu boyle siktim konusmalari da yakinda yapilir.

Erkek yurdunda degilsiniz ve burasi eksi sozluk degil kendinize gelin.

ezhel'in gözaltına alınması

spencereid
"Atalım mı arap kızı atalım mı vay vay
Senin için onbeş sene yatalım mı vay vay
Rakıyı da şaraba katalım mı vay vay

Demirciler demir döğer ocakta
Şimdi ki kızlar ne hoş olur kucakta vay vay
Öpüşürken yemek yandı ocakta "
diyenler fink atıyorken ezhelin içeri alınması aşırı komik. çocukları kimyasaldan uzak tutup yeşili sevin diyen adamları içeri atın, ülkenin çoğu yerinde medikal olarak yetiştirip ilaçlarda kullanın. sonra bu maddeye uyuşturucu diyin sayfa sayfa alzheimera iyi geliyor makalelerini yok sayın.
silah kaçakçılarının cebine para koyun, kimyasalın ülkeye yayılmasını sağlayın. şeker fabrikalarını kapatın yapay şekeri yaygınlaştırın 15 yıl bu ülkenin çocuklarına kanserojen madde verin ama özgün sanata sahip çıkmayın.
bu ülkenin çocukları çok akıllı tv de gördükleri silahlara özenmiyorlar, yemekteyiz programında insanların birbirine olan tavırlarını benimsemiyorlar. siz tütünün yerine çiçek koyun alkolü bulanıklaştırın üstünü kapattığınız ve yasakladığınız her şey daha çekici hale gelsin.

insan soyunun farklılaşması

spencereid
canlılar var olduğundan beri, o ilk nükleik asit var olduğundan beri değişmeye mahkumdur. doğa yasaları gereği ki burada doğa derken evrenden bahsediyorum, varlık evrimleşmeye zorunlu olarak eğilimlidir. değişmezse hayatta kalamaz. hayatta kalma bilinci sadece aklı olan canlılarda değil, nükleik asit bulunduran ve metabolizmik faaliyetler gösteren bütün varlıklarda bulunur. canlı demek isterdim fakat virüsler o sınıfa dahil edilmiyor. gel gelelim insan soyuna, soy derken hepimiz yakın zamanda ağaçlarımıza baktık, annesinin annesinin annesinin vs şeklinde giden bu ağaç gibi insanın da bir evrim ağacı vardır. şimdi evrimi yanlış bilen insanlara açıklamak için on paragraf daha yazıp uzatmak istemiyorum.

bu evrim ağacımızda carl saganın evrendeki yerimizi gösterdiği videodaki gibi minicik bir yer kaplıyoruz. 100 bin yıllık değişim bu minicik insanları mı oluşturmuş yani??

bizden önce farklı bir insan soyu vardı ve bizde farklı insan soylarına evrimleşiyoruz. güneşin eğik gelmesiyle ten rengi değişme olayı bir farklılaşma değildir. en azından soy farklılaşması. tıpkı o ağaç gibi bizden öncekilerden nasıl daha akıllıysak bizden sonraki homo sapiens sapiens 2.0 şeklinde farklılaşma olacaktır. bu da yüzyılları katlar katlar katlar.

çoğunuzun bilmediği bir şey yazmadım, birbirimizden zaten farkımız yok fakat sosyal anlamda "insan karşısındakini kendisi gibi sanırmış" genlerimiz benzese de sosyal anlamda hepimiz farklıyız, farklılıklarımızla gruplaştık. fikirlerimizle değişime uğradık ve bir yerden sonra fikirlerin ürettiği insanlara dönüşeceğiz. karşımızdakileri kendimiz gibi görüp farklı insanlar olabileceğini algılamamız gerekiyor.(demem o ki ırk değil gelenek görenek yaşam biçimleriyle farklıyız. ten rengi siyah bir insan da senin karakterine benzeyebilir, aynı geçmişin farklı versiyonuyla) bilim felsefe ve psikolojiyi birbirinden ayırarak konuşmak yerine birleştirip bir sonraki levele geçsek ya artık.

evliliğin aşkı öldürmesi

spencereid
biriyle yaşamayı bilmeyen iki insan birleşirse evlilik ölür, birbirlerini daha tanımadan evlenmişlerse evlilik ölür. ilişkileri cidden ilk gün gibiyse o evlilik ölür.

evlilik beraber yaşlanmak demek, değişim demek,fedakarlık demek. bir insana aşık olursunuz ama o değiştikçe kalan hayranlık sevgi ve saygıdır. işte bu süreçte olması gereken karşılıklı hayatlara saygıdır, karşındaki insana özel alan tanımaktır. onun gözünden dünyasını sevmektir.

böyle bir ilişkiyi öldüremezsiniz.

*hayatınıza dokundurun ve hayatına dokunun*

primer

spencereid

yildizsozluk/foto

"uzaktan kendime bakıyordum. beni görmemeliydi çünkü eğer görürse zamanda kırılmalar olacak ve ben bu yazıyı asla yazamayacaktım"
shane carruth'un 7000 dolara çektiği izlerken ben az önce ne izledim dediğiniz filmlerden.
bir grup mühendisin garajda başka bir şey yapmayı planlarken zamanı bükerek bir "zaman makinesi" ortaya çıkardıkları daha sonra bunu hayatlarında değiştirmek istedikleri olaylarda kullanmalarıyla devam eder.
tabii filmi izleyince hiçbir şeyin yazdığım gibi olmadığını görüyorsunuz. ilerleyen zaman mı? yoksa duran zaman mı? adamdan bir kaç tane varsa diğer zamanlarda ailelerini terk etmiş olmuyor mu? mühendislik boyutuna hiç dokunmuyorum on tane zaman çizelgesi hazırlayabilirsiniz bu adam en son nerede kalmıştı.. mühendis olmadığım halde beynim biraz yapışsa da filmi anladım. zaman çizelgesi de çizmedim biraz tanıdık atlamalar var filmde. izlediğim dönemde zaman çizelgeleri yoktu şimdi bir sürü çizelge ve film açıklamasıyla dolmuş ortalık. neyse filmde camus sisyphos felsefelerine dokunmuş, öldürmeyen acı güçlendirir mi yoksa zafer yolunda değiştirdiğim karakterlerin kaç tanesinden sorumlu olurum tarzı düşüncelere iter. bir kere duran zamanda kendimle göz göze gelsem o anki cahil ben gözlerimden anlar mı yaşadıklarımı....

mantardan söz etmeden gidemeyeceğim zaman duruyor mu zaman geriye mi gidiyor yıllarca sürecek zamanda oluşacak mantar kutunun içinde nasıl oluşuyor ya da şöyle diyeyim kaç ayarı var, yıllarca oluşabilecek bir mantarı oluştururken önceki mantara ne oluyor. bir soru daha bu adam kutunun içindeyken yaşlanıyor olabilir mi onu geriye götüren zaman hücrelerini öldürüyor olabilir mi.. şimdi bu soruların cevabı için tekrar izlemeye karar verdim


şöyle de bir tanım koyalım, moleküler biyolojide oligonükleotitlere primer adı verilir, dna polimeraz 3-oh ucu olan dna parçalarını(primer) tanır. replikasyon yapılırken yeni dna oluşması için ortamdan primerler alınır. bu primerler 3-oh uçlu dnalar olup enzime özgüldür. transkripsiyonda rna primerleri kullanır bu da aynı mantık. amaç enzim ve bağlayacağı ürünü tanıma işlemidir. bu primerler nereden gelir, hücrenin içinden. gün içinde belki yediklerinizden gelir.
öyleyse siz dnanızı replike edeceğiniz sırada (diyelim hücre bölünmesi, diyelim protein sentezi) yediğiniz maruldaki radyoaktif bir primeri bağlasanız vücudunuzda işlevli radyoaktif bir proteinle yaşarsınız. Yediğimiz içtiğimiz dokunduğumuz, vücudumuza aldığımız şeylere dikkat edelim, olur da bir primeri çocuğunuza aktarma yolunda kullandığınız bir proteinde kullanırsanız çocuğunuz öyle yaratılmış olmuyor, siz hasta etmiş oluyorsunuz.
*radyoaktif protein derken, hamileyken bu ışına maruz kalıp olması gereken elementler yerine işaretli* elementlerin bulunması gibi.
2

kendini kalıplara sokmak

spencereid
kendini kalıplara sokmak, çok farklı yerlerden tutulabilecek bir cümle. "ben şuyum, ben buyum, ben de öyleyim", iki yıl sonra "ben öyleydim o zamanlar.."
ben şunu yapmam
yaparsın.
"kendini kalıplara sokmak." toplumda varlığımızı korumak adına bir şeyler olmalıyız, öğrenciyken bile sadece öğrenci olmanın yetmediği öğrenci toplulukları vardır, sorsan denk gelen insanlardır onlar fakat bir yerde ortak bir şeyler vardır ve bir kimlik kazanmak için senin de bir şeyin olmalıdır. bomboş bir kitap gibi girdiğin üniversitede (kimse farkındalığı açılmamış kafasıyla okuduğu kitabı bir şey sanmasın) kendini türlü kalıpların insanı yaparsın, topluluklardan yalınlığa geçersin uyuşmazsan.
üstünde türlü kalıpların izleriyle.
ya da şu yoldasındır, bir kalıba tutulup o kalıptakiler doğrultusunda ortak bir bilinçte ilerliyorsunuzdur. dikkat et okul bitecek, dikkat et babanın evinden çıkacaksın, dikkat et o yurdu terk edeceksin, dikkat et bir gün o telefonu kimse açmayacak, dikkat et bir gün telefonu eline alıp rehbere sadece bakacaksın.
kendi kalıbını kendin yaz, kalıpsız geçmez bu ömür. ben şuyum bu an, belki başka an belki başka bir yerde başkası olacaksın ama bir kimliğin olmalı. bir şey ifade etmezsen toplumda hayaletleşirsin ve evrim denen eleme, içinden geçer. bunun sonucu olarak üç beş tane ilacın kölesi olma yolunda ya da maddeyle arttırılmış hormonların insanı olursun.
kendini kalıplara sokmak... herkes özgürüm der evet özgürüz, şartlar değiştiğinde başka özgürüz. o an özgürlüğü o şekilde adlandırırız. kalıplara sokmak özgürlükle mi alakalıdır? toplumla alakalıdır ve toplumun içinde olduğu evrede özgürlük biter. çünkü türlü zorluklarla öğretmen olursun bir gün bir takımın bayrağını çiğnediğin için işinden olursun, özgürlük böyle bir şeydir.
sırf fikrinden ötürü terörist damgası yersin, özgürlük böyle bir şeydir.
belki evren sonsuz ama biz sınırlılıkların arasında yaşıyoruz, yaşıyoruz ki her şeye bir isim vermişiz. sınırları olan bir ülkede, sınırları olan insanların içinde şimdi susup göz yumup bir gün yaşayacakların uğruna sınırlı bir insan olman gerek.

yss

spencereid
kendisi janjancan olup admin olunca yss nickini almıştır. beta ve sigmayı delirtmek için alfaya geçmiş, ya da alfalıkla kafayı bozmuş olabilir.

bence janjancan iyiydi, mahalledeki camınıza top atan çocuklar gibi.

sözlüğün iyice forum formatına dönüşmesi

spencereid
foruma dönmesini ben de istemem fakat tanım olayı biraz copy paste oluyor ve her yerde bulunabilecek türde yazıların bir anlamı yok- bence-
bunun dışında arkadaşlar neden 1996 gündemi var sürekli, yok ilk öpücük yok erkekler cumartesiyi böyle anlar falan gelmeyin böyle şeylere..
neden diğerleriyle aynı olmaya çalışıyoruz bunu da anlayamıyorum, farklılık değil miydi yaratıcılığın sırrı..
(forum gibi takılmak isteyenler için bir forum başlığı açılıp günlük saçmalıklar yazılabilir.. )
edit: tivit gündemleri umarım misillemedir

biyokimya

spencereid
canlı kimyası
bizler kompleks organizmalarız, vücudumuz izotermal bir sistemdir. dolaşım sistemleri, solunum sistemleri vs organlarımızın hizmet ettiği sistemlerdir. organlarımız ise bağ doku gibi dokulardan oluşur. bu dokular hücrelerin birlikte çalışmasıyla oluşur. bir insan hücresine bakacak olursak, çekirdek sitoplazma mitokondri golgi er vs bulundurur. bunlar organeldir, yapılarını açacak olursak moleküllerin birbirleriyle yaptığı etkileşimler sonucu bir dizi kimyasallardan oluşuruz ve bu diziler her insanda ortak olup, her insanı birbirinden farklılaştıran kimyasallardır.
böyle aşık oluruz ve bu kimyasallarla düşünürüz, bu kimyasallarla görürüz.
güneşten gelen bir foton eşyaya çarptığında kimyasal tepkimeler sonucu gözlerimiz , oluşan bu tepkimeleri beyinde kimyasal olarak algılar ve kimyasallarla beynimize kaydolur.
nelerden var olduk?
hücre diyorduk, çekirdek diyorduk. bir insana atom nedir desek, atom en küçük yapı taşımızdır diyebilir mi? şöyle ki azot karbon hidrojen oksijen, bizim genetik kodumuzdur.
adenin timin guanin sitozin urasil; yapılarında bu elementleri bulundurur. bir insanın genetik kodunun okunması, yazılması bu elementlerin oluşturduğu moleküllerin etkileşimleriyle oluşur.
bir insan nelerden var olduğunun hep farkındadır fakat anlamlarının farkında değildir. tıpkı ağzımızdan çıkan kelimelerin gücünün farkında olmadığımız gibi. oradadırlar, varlar. ve hiç irdelenmezler.
bugün size bir çok şey imkansız gibi görünebilir, imkanı bilgi kılar. bilinç dediğimiz kimyasal mekanizmayı, bir insanın doğduktan sonra kimyasal yapısı ve herhangi bir yaştaki kimyasal yapısı tamamen farklı olmakla birlikte bizleri biz yapan bilincimiz bu kimyanın en farklı olduğu kısımdır. güneşteki fotonların çarptığı ve kimyasal olarak kaydı tutulduğu her kareyi yaşıyoruz. bugüne kadar yaptığımız her şey kendi yansımamızdır, bundan sonra olacaklar ise bu yansımaların birleşmesidir.
ortak yansımalarla kültürleri, dinleri, kısaca ihtiyaçları ortaya koyduk. hepimiz ortak dalda insanız ve temellerimiz hepimizin ortak.
*yaşamın her anında bunun bilinciyle yaşayın*

dna

spencereid
deoksiribo nükleik asit.
ilk kez 1889 yılında ortaya atılmış salgı bezlerindeki lökositlerde yapılan çalışmalarda görülmüştür fakat işlevi 1940 yılında anlaşılmıştır. dna nın genetik materyal olduğu uzun tartışmalar ve deneyler sonunda kabul ettirilmiştir. Bilim insanları o zamanlar rna nın da hatta proteinin genetik materyal olabileceğini söylüyorlardı. Dna'nın 3lü sarmal olarak ortaya atılması daha sonra 1944 de avery ve arkadaşları tarafından dna'nın kesinlikle genetik materyal olduğunun kanıtlanması bakterıyofajlarla yapılan çalışmalar sonucunda bulunmuştur.
hershey ve chase tekrar bir dizi deney yapıp o dönemin kabul etmeyen bilim insanlarına kesinlikle kabul edecekleri bir deney sonucu dna artık genetik materyaldir. fakat nelerden oluştuğu tam olarak bilinmemektedir.the double helix 1954 yılında chargaff, francis crick, james watson, rosalind franklin yayınladıkları makaleyle dna'nın yapısını açığa çıkarmıştır. ve bu makaleyle nobel ödülünü 1962 yılında almışlardır, rosalind franklin ödülünü görememiştir.