confessions

fadiyez

Yıldız Yazar  · 13 Nisan 2018 Cuma

  1. toplam giri 188
  2. takipçi 2
  3. puan 1962

sayın çevre bakanım arz ederim

fadiyez
poşeti 25 kuruştan 15 kuruşu çevre temizliğinde kullanılmak üzere .. icraatınızla gönüllere yerleştiniz ya sayın bakanım ,bana da size şu iki yüzlüğü arzetmek düştü , sayın gönüllerin bakanı .
ingiliz'in çöpünü işleyecek tesislerin kaynağı bu 15 kuruş mu yoksa ?
kısa bir hesap yapalım mı sayın bakanım ; kişi başı poşet kullanımı 440 poşet çarpı 85 milyon kişi *suriyeliler de dahil * çarpı 15 kuruş ,bizi hakkıyla ingiliz çöpçüsü yapar mı ?
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45914071?SThisFB&fbclid=IwAR2gpC9SO4e0hNztz_22hwQphXOtDpMJV62bQyPdnj7dVVJBzefZ3xqcugY

estonya feribotu sendromu

fadiyez
1980 yılında Almanya MayerWerft tersanesinde inşa edilen Estonya Feribotu battı 852 yolcu öldü.137 kişi bu kazadan kurtuldu.Kıyıya yakın bir mesafede su alması nedeniyle yatarak batan feribot,gemi mühendsleri tarafından aileleriyle görüşüp geçmişlerini incelediler.

Ölenlerin %98'inin çok iyi yüzme bildiklerini belirleyen uzmanlar son olarak kazadan kurtulanlarla görüştüler.Ortaya çıkan sonuç şuydu:
Feribot 28 Eylül gece 00.50'de sert dalgalar nedeniyle su almaya başladı.Feribota giren sular 50 cm yüksekliğe ulaştı ve feribot yan yatmaya başladı.

Su miktarının artmasıyla birlikte tahliye işlemi başladı. Ancak 987 yolcudan sadece 137'si su almaya başlar başlamaz feribotu terk etti. Geri kalan 852 yolcu ise, gemi kaptanının “Panik yapmayın; dünyanın en güçlü feribotundasınız” sözlerine kanarak su boşaltma işlemini izlediler.

Saatler ilerledikçe feribot daha da yattı ama 852 yolcu izlemeye devam etti saatler 01.50'de tamamen sulara gömüldü.Feribotun su aldığını ve yan yatmaya başladığını görmelerine rağmen son saniyeye kadar izleyenler psikoloji ders kitaplarında “Estonya Feribotu Sendromu” olarak yeralmıştır.

Halen o insanların davranış şekillerine psikoloji bilimi mantıklı bir açıklama getirememiştir. İşte Türkiye'de de bugün Estonya Feribotu Sendromu yaşanıyor.
Gerek Türkiyedeki gerekse dünyadaki ekonomi uzmanları Türkiye'de bir krizin geldiğini, şu an yaşanmaya başlandığını örneklerle anlatıyor.

Faizlerin yükselmesi, dövizin Merkez Bankası'nın çabalarına rağmen düşmemesi, işsizliğin artması, her yıl artan dış borç, 70 milyonluk ülkenin 60 milyonunun borç batağında olması ve daha birçok kriter, Türkiye'de yaşanması muhtemel bir ekonomik faciayı işaret ediyor.
Açıklanan verilerde görüyoruz ki tüketici ve konut kredilerinde rekor kırıldı. Halk, bankalardan sanki bedava veriliyormuş gibi kredi çekip 200 bin liralık evi 400 bin liraya aldı , bir televizyonu olan ikincisini 12 ay taksitle aldı.5 yıldızlı tatilköyünde 5 gün tatil için 12 ay borçlandı.

Bir tarafta sıcak paranın artık gelmemesi nedeniyle ekonomiyi bir türlü derleyip toparlayamayan bir hükümet, diğer tarafta felaketi görüp de “Bize bir şey olmaz” diyerek izleyen kahraman (?) Türk halkı.
Yabancılar bir gün sonrasını bile karanlık görüp gemiyi terk ederken halkımız tıpkı Estonya Feribotu'ndaki 852 kişi gibi batışı seyrediyor. Üstelik can yeleğini takmadan yani harcamalarını kısıp tasarruf yapmadan.
kimsenin vatanını terketmesine gerek yok ama bu şartları türk insanına dayatan iktidar partisine seçimlerde bir mesaj vermek hak olmuştur . poşeti bire parayla satan ,bunun 15 kuruşunu develetin kasasına aktaran ,devleti şirket gibi vatandaşını her istediğinde yolunacak kaz gören bir hükümetin yerine kim olursa olsun gelmelidir.bunu fransa'daki gibi sarı yelekliler gibi yapalım da demiyorum ama bu seçimde oy verecek olan yine bizleriz.her seçimi kayıpsız atlatmanın verdiği rahatlıkla vatandaşı yine yolabiliriz ve kimsenin sesi çıkmaz zihniyeti devam eder .

Bir gün Feribot Sendromu'nu inceleyen davranış psikolojisi uzmanları, Türk insanının rahatlığını ve cesaretini de analiz ederler...

ateşle ve söndür

fadiyez
çok güldüm .artı ,eksi olayı sözlükte bitmiş artık ateşledim,söndürdüm devri başlamış.sözlüğün başlarında sözlüğün jargonu olsun diyen yazarlara rahmet okuyorum .her ne kadar komik olsa da olumlu bakıyorum .her sözlüğün kendine bir jargon oluşturması lazım

sözlükte kafa arkadaşlıklar kurmak

fadiyez
sözlüklerden sevgili kaldırmaya çalışan yazarlara tepki başlığıdır .buradan 3 yazar arkadaşla tanıştım ve özelde de buluşuyoruz . sözlük ortamına sevgili düşürülecek ortam diye değil de ,sağlam arkadaşlar edinebilirim mantığıyla bakmak daha iyi olur diye düşünüyorum .hem kimse kimseyi de rahatsız etmemiş olur

yıldız sözlük'ün doğum günü

fadiyez
sözlüğün doğum gününü , dinci yazarlar gece ibadeti ve dua ile kutlayacaktır .gececi tayfa ucuz bira ,çerez ikilisiyle boş masa bulduğu herhangi bir mekanda kutlar . öğrenci tayfası ise kendi doğum gününü bile unuttuğu için , herhangi bir anlam atfetmeyecektir. yine de iyi kiiii doğdun yıldııııız ,iyi ki doğdunnn yıldız ,iyi kiii doğduuuun ,iyi kiii doğdun iyi kiii doğdun yıldız diye böğüre böğüre geçiştiriyorum .

çaylak

fadiyez
dostum bu kurallar statü için ,ast -üst belirtmek için konmaz .size çaylak demem sizi daha az yazarda yapmaz. bu durum trollerin önüne geçmek ,dileyenin hesap oluşturup diğer yazarları rahatsız etmesinin önüne geçmek için konan kurallardır ve bütün sözlüklerde de durum budur .
sözlükte çaylaklıktan çıkmak için konan kriteri bilmiyorum ama yazdıkça yazar seviyesine gelinir, gördüğüm kadarıyla siz de yazan yazarlardansınız .çaylak statüsünü kısa sürede aşarsınız

sansür

fadiyez
Siyasal iktidarların kamu yararı açısından sakıncalı bulduğu haber, yazı, kitap, film, resim ya da oyunların önceden incelenerek bazı bölümlerinin ya da tümünün yasaklanmasıdır. Sansür sözcüğü, "hüküm vermek" ya da "fikir edinmek" anlamına gelen Latince cencere'den türemiştir. Şiddet içeren, açık saçık ya da gizli belgelerin yayımını durdurmak amacıyla başvurulduğu gibi birçok ülkede sansür hükümetin eleştirilmesini engellemek için de kullanılır. Sansür insanlık tarihinin çok eski zamanla-rından beri şu ya da bu ölçüde uygulanmaktadır. Ama, insanların kişisel hak ve özgürlüklerinin bilincine vardığı, düşünce ve basın özgürlüğünün yaygın kabul gördüğü çağdaş toplumlarda sansür bir baskı aracı olarak nitelenmekte ve kapsamı giderek daralmaktadır.
İÖ 213'te Eski Çin'de, Çin Seddi'ni yaptıran İmparator Shi Huang Di bilimsel olanların dışında kalan bütün kitapların yakılmasını emretti. Roma'da başlangıçta yalnızca vergi toplamak amacıyla nüfus sayımı yapan sansürcülerin yetkileri, daha sonra devlet güvenliğini tehlikeye sokacağı düşünülen yazılı yapıdan ve duyuruları yasaklamayı da kapsayacak biçimde genişletildi. Hıristiyanlık'ta uzun yıllar boyunca Katolik Kilisesi'nin Yasak Kitaplar Listesi okunabilecek kitapları sınırladı. Genellikle devletin, egemen din ve ahlakın korunması adına uygulanan sansür, matbaanın bulunuşu ve kitap basımının artmasıyla kurumlaşmıştır. Yönetimler genel kamu yararını korumak gerekçesiyle yasal düzenlemele¬re giderek sansürü hukuksal bir temele oturtmuş ve çağdaş anlamıyla sansür kurumunu yaratmıştır. İngiltere'de ilk sansür memuru 1531'de Kral VIII. Henry tarafından atandı. Amerikan kolonilerinde sansür oldukça katı bir biçimde uygulanırdı. Ama 17. ve 18. yüzyıllarda İngiltere ve ABD'de sansüre karşı başlatılan çalışmalar, sansürün kapsamını basın ve konuşma özgürlüklerini güvence altına alacak bir biçimde daraltan bir yol izledi. Toplumların demokratikleşme süreci ile sansür kapsamının sınırlandırılması birbirine paralel gitmektedir. Baskıcı yönetimler günümüzde de sansürü toplumun denetlenmesinde bir baskı aracı olarak kullanmayı sürdürmektedir. Sosyalist ülkelerde uzun süredir var olan katı sansür uygulamasına, 1989'da ortaya çıkan siyasal ve toplumsal değişimlerden sonra son verilmiştir. Osmanlılar'da sansür alanındaki ilk resmi uygulama 1864'te çıkarılan Matbuat Nizamnamesi (Basın Tüzüğü) ile başlamıştır. Bu tüzükle gazete ve dergi çıkarmak izne bağlandı ve hükümete gerekli gördüğü durumlarda yayın organlarını kapatma yetkisi tanındı. 1878'den başlayarak II. Abdülhamid yönetimi sansürün en katı biçimiyle uygulandığı bir dönem oldu. 1881'de kurulan Encümen-i Teftiş ve Muayene'ye gazete, dergi ve kitapları yayımlanmadan önce denetleme yetkisi verildi. Bu dönemde birçok gazete ve dergi kapatıldı. Basılan her şey siyasal düzene uygunluk açısından denetlendi. Gazeteler, sansürce çıkarılan yerleri boş bırakılarak yayımlanmak zorunda kaldı.
II. Meşrutiyet (1908) ile birlikte basına uygulanan sansür kaldırıldı. Bu nedenle II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 23 Temmuz, Cumhuriyet döneminde basın bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Mütareke döneminde (1918-22) ise İstanbul'daki ve Anadolu'daki işgalci güçler basına sıkı bir sansür uyguladı. Cumhuriyet döneminde Şeyh Said Ayaklanmasından sonra çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu'yla (1925) basın yeniden denetim altına alındı. II. Dünya Savaşı sırasında da basına sansür ve denetim uygulandı. 1961 Anayasası basma sansür konulmayacağını güvence altına almıştı. Ama sıkıyönetim dönemlerindeki uygulamalar gizli sansür olarak değerlendirilebilir. 1982 Anayasası'nda da basının sansür edilemeyeceği hükmünün olmasına karşın, buna bazı istisnalar getirilmiştir. Anayasanın, kamu düzeninin bozulmasına neden olabileceği düşünülen yayınların dağıtımının yetkili merciler tarafından engellenebileceği hükmü ile radyo, televizyon ve sinema gibi kitle iletişim araçlarıyla yapılan yayınların izne bağlanabileceği hükmü, sansür uygulamalarına yol açan önlemlerdir. 1986'da çıkarılan Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu ile oluşturulan Denetleme Kurulu'na ve vali, kaymakam gibi yöneticilere bu tür yapıtların denetlenmesinde geniş yetkiler verilmiştir.


siyonizm

fadiyez
Yahudiler'in bir yurdu olmasını öngören ve israil devleti'nin kurulmasıyla sonuçlanan milliyetçi yahudi hareketidir. Adını Eski Kudüs'teki Siyon adlı tepeden alır. Gelenekçi Yahudiler öteden beri eski yurtları Filistin'deki Siyon'a geri dönmek için her gün dua ederlerdi. Yüzyıllar boyunca yurtlan olmayan ve başka ülkelerde azınlık olarak yaşayan Yahudiler. dinlerine ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak, içinde bulundukları toplumlarla kaynaşmadılar. Bu dönemde azınlıklara yönelik önyargılar nedeniyle çeşitli baskı ve kıyımlara uğradılar. 16. ve 17. yüzyıllarda bazı din adamları Yahudiler'i eski topraklarına dönmeleri için ikna etmeye çalıştıysa da, asıl Yahudi milliyetçiliği 19. yüzyılda, Avrupa'da milliyetçilik düşüncesinin yaygınlaşmasıyla ortaya çıktı. Yahudiler arasında ortak bir yurt edinme düşüncesinin önderliğini Avusturyalı gazeteci Theodor Herzl (1860-1904) yaptı. 1897'de İsviçre'nin Basel kentinde bir Siyonist kongre toplayan Herzl, Siyonizm'in dünya çapında siyasal bir hareket olmasını sağladı. Bu kongrede Dünya Siyonist Örgütü kuruldu; örgü¬tün merkezinin Viyana olmasına karar verildi. 1901'e kadar her yıl toplanan kongre, bu tarihten sonra iki yılda bir yapıldı. Yahudiler "İsrail Ülkesi" diye adlandırdıkları Filistin'e toplu olarak yerleşmek için Osmanlı Devleti' ne başvuruda bulundularsa da, bir sonuç alamadılar.
1905'te Rusya'da baş gösteren büyük ayaklanmanın bastırılmasının ardından çarlık güçlerince başlatılan Yahudi kıyımı, bu ülkeden birçok kişinin Filistin'e göç etmesine yol açtı. Daha sonra Chaim VVeizmann'ın (1874-1952) önderliğinde İngiltere'den destek arayan Siyonistler, 1917'de İngiliz yönetiminin Balfour Bildirisi'ni yayımlamasını sağladılar. Bu bildiriyle İngiltere, Filistin'de bir Yahudi devleti kurulmasına yardım edeceğine söz veriyordu.1.Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti Filistin topraklarında İngiliz manda yönetimini onaylayınca (1922) birçok Yahudi buraya göç etmeye başladı. 1925'te Filistin'de yaşayan Yahudi sayısı 108 bin iken, 1933'te 238 bine ulaşarak Filistin nüfusunun yüzde 20'sini oluşturdular. Filistin'de yaşayan Araplar kendi topraklarında bir Yahudi devletinin
kurulmasına karşı çıktılar ve iki topluluk arasında önemli çarpışmalar oldu. 2.Dünya Savaşı'nda Naziler'in Yahudiler'e uyguladığı soykırım Filistin'e göçü hızlandırdı. Bu dönemde, Yahudiler ile Araplar
arasındaki gerginlik de giderek arttı ve sonunda İngiltere sorunu Birleşmiş Milletler'e götürdü. Birleşmiş Milletler 1947'de bölgede biri Arap, öbürü Yahudi olmak üzere iki devlet kurulmasına ve Kudüs'ün uluslararası bir statüsünün olmasına karar verdi. Araplar bu karara karşı çıktıysa da, bir yıl sonra İngiliz mandası sona erdi ve Yahudiler 14 Mayıs 1948'de İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan
etti. Böylece Siyonistler amaçlarına ulaşmış, 2.000 yıldan sonra ilk kez bir Yahudi devleti kurulmuş oldu. Ama bölgede sorunlar bitmedi. İsrail Devleti'nin kurulmasının ardından çıkan 1948-49 Arap-İsrail Savaşı'nın sonunda Birleşmiş Milletler'in belirlediğinden daha geniş bir alanı işgal eden israil, burada yaşayan 500 binden fazla filistinli arap'ı yaşadıkları bölgeden göçe zorladı. Daha sonra da araplar ile israilliler arasındaki çatışmalar sürdü.

saz

fadiyez
Türk halk müziğinde kullanılan ve bağlama da denen mızraplı bir çalgıdır. Ayrıca saz, Türk halk müziğinde mızrap ile çalınan müzik aletlerinin genel adıdır.
Boyutları değişik olmakla birlikte, biçimsel olarak sazdan farksız olan divan sazı, tanbura, cura gibi çalgılarla birlikte bağlama ailesini oluşturan çalgılardan biri olan saz, yarım armut biçiminde bir tekne (gövde) ile ince uzun bir saptan oluşur. Yaklaşık 40 santimetresi gövde, 55 santimetresi sap olmak üzere, toplam boyu 95 cm dolayındadır. Bu ölçüler Anadolu'nun çeşitli yörelerinde az çok değişir. Tekne eskiden tek bir ağaç parçasından oyularak yapılırdı. Günümüzde, teknesi ud ve tanburunki gibi, hilal biçiminde tahta dilimler yan yana yapıştırılarak yapılan sazlar gittikçe yaygınlaşmaktadır. Üzerinde Türk halk müziğinin ses sistemine göre perde bağlarının bulunduğu sapın ucunda, sapla 15° kadar bir açı yapan burguluk vardır. Burgulukta, her tel için bir burgu bulunur. Üzerindeki bir delikten geçen telin sarıldığı burgu, sağa ya da sola çevrilerek telin gerginliği azaltılır ya da çoğaltılır. Böylece teller istenen frekansa göre akortlanır. Teknenin üzeri, genellikle köknar ağacından yapılan ince bir levha ile kapatılır. Buna göğüs adı verilir. Teller, sap ile burguluk arasındaki üst eşikten geçerek sap boyunca ilerler ve göğse basan orta eşikten de aşarak, gövdenin kenarındaki, alt eşik de denen tel takozuna bağlanır. Sazın ikişerli olarak akortlanan altı teli vardır. Bunların dördü (alt ve üst çiftler) çelik, ikisi (ortadaki çift) ise pirinçtendir. Bunlar, yukarıdan aşağıya doğru "mi", "re" ve "la" sırasıyla akortlanır. Bazı ezgilerin çalınmasına elverişli olmayan bu akort zaman zaman değiştirilir.

selanik

fadiyez
Makedonya'nın Kuzey Yunanistan'da kalan bölümünün en önemli kenti ve limanı olan Selanik, Yunanistan'ın Atina'dan sonra ikinci büyük kenti ve Pire'den sonra ikinci büyük limanıdır. Atatürk'ün doğum yeri olan kent, İÖ 316'da Makedonya bağımsız bir devletken kurulmuştur. Selanik kentinin o zamanki adı olan Thessalonike, Makedonya Kralı Büyük İskender'in kız kardeşinin adından gelir. İÖ 146'da Romalılar Makedonya'yı ele geçirdikten sonra Roma İmparatorluğu'nun Makedonya eyaletinin başkenti olan Selanik, Roma'yı Konstantinopolis'e (bugün İstanbul) bağlayan askeri bir yol olan Via Egnatia üzerinde bir mola yeri ve ordu kampı olarak önem kazandı. Kent kilisesini kuran Aziz Paulus'un yazdığı ve Kutsal Kitap'ın bölümleri arasında yer alan "Selanikliler'e Mektuplar" bu kentin cemaatine seslenir. 1430'da Osmanlı topraklarına katılan Selanik'te 500 yıla yakın süren Türk egemenliğinin izleri günümüzde de görülür. I. Balkan Savaşı'nda (1912) Yunan ordusunun ele geçirdiği kent, 1913 Bükreş Antlaşması ile Yunanistan Krallığı'na katıldı. 1917'de çıkan bir yangın kentin büyük bölümünü yok etti Daha sonra modern bir kent olarak tekrar kurulan Selanik, 1978'deki bir depremde yeniden yıkıma uğradı.
Selanik Körfezi'nin kuzey ucunda, korunaklı bir koyda kurulmuş olan kenti çevreleyen çıplak alanlar, arkadaki dağlara doğru yavaş yavaş yükselir. Dışarı satılan krom, manganez ve tarımsal ürünlerin yüklendiği rıhtımlarla çevrili olan limanda bir de dalgakıran vardır. Büyük bir sanayi merkezi olan Selanik'te petrol rafinerileri, petrokimya ve demirçelik fabrikalarının yanı sıra içki, dokuma, halı, tuğla, kiremit ve sabun üreten sanayi kuruluşları bulunur.
Kent nüfusu 406.413'tür (1981).

silisyum

fadiyez
Bir ametal, yani metal özellikleri taşımayan bir elementtir. Kimyasal simgesi Si, atom numarası 14, atom ağırlığı ise 28,086'dır. Silisyumun 1824'te İsveçli kimyacı Jöns Jacob Berzelius tarafından keşfedildiği sanılmaktadır. Dünya'da oksijenden sonra en yaygın bulunan element silisyumdur. Yerkabuğunun yaklaşık yüzde 28'ini oluşturan silisyum, doğada kum, kuvars, çakmaktaşı gibi çeşitli biçimlerde silis, yani silisyum dioksit halinde bulunur. Silisyumun başka metal oksitlerle birlikte oluşturduğu silikatlara ise hemen hemen bütün kayaç ve toprak türlerinde rastlanır.
Silisyum katışkısız haldeyken sert yapılı ve koyu gri renklidir. Kristalleri elmas kristallerine benzer silisyum ayrıca birçok bakımdan karbona benzer. Silisyum ve oksijen atomlarının zincirler ya da halkalar halinde birbirine eklenmesiyle oluşturulan yapay silisler ve silikatlar beton, cam, çanak çömlek, sabun, boya, yağlayıcı, sugeçirmez madde ve yapay kauçuk yapımında kullanılır.
Çoğu kimse "silisyum çipi" sözcüğünü duymuştur. Katışkısız silisyum bir yarıiletkendir ve bu özelliği nedeniyle elektronik sanayisinde tümleşik devreleri taşıyan ciplerin yapımında kullanılır. Küçük bir silisyum cipinin üzerine binlerce transistor yerleştirilebilir. Silisyum ucuz ve bol olduğu için bu tarzda kullanıma son derece elverişlidir. Bugün bir tek silisyum çipi geçmişteki bir oda dolusu elektronik devrenin yaptığı işi yerine getirir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgileri BİLGİSAYAR, ELEKTRONİK, İLETKENLİK, MİKROİŞLEMCİ maddelerinde bulabilirsiniz.

konçerto

fadiyez
Orkestra ile karşılıklı çalan, tek bir çalgı (solo) için, yorumcunun ustalığını sergilemesine olanak verecek biçimde bestelenmiş bir müzik parçasıdır. İtalyanca "konçerto" sözcüğü, birlikte çalan bir grup müzisyen anlamına gelirken, 17. yüzyılda bu sözcük, daha dar bir anlamda, bir müzik parçasını tanımlamakta kullanılmaya başlandı. Ar-cangelo Corelli (1653-1713) ve Georg Fried-rich Hândel gibi besteciler, konçerto grosso denen, iki ya da daha çok solo çalgıyla orkestrayı karşı karşıya getiren parçalar bestelediler. Bu parçalar biri yavaş, biri hızlı olmak üzere art arda gelen 4-6 bölümden oluşuyordu. Johann Sebastian Bach'ın, ilk kez solo çalgı için yazılmış bölümler içeren Brandenburg Konçertoları bu tür müziğin en yetkin örnekleridir. Bach, bunların yanı sıra, solo keman ve solo klavsen için de konçertolar yazdı. Antonio Vivaldi ve Georg Friedrich Hândel solo çalgı ve orkestra için üç bölümlü konçertolar bestelediler. Orkestra ile solonun konuşurcasına karşılıklı çaldığı konçertoda, zaman zaman orkestra soloya eşlik eder.
Wolfgang Amadeus Mozart piyano, keman, flüt, arp, klarnet, korno ve fagot gibi çeşitli çalgılar için yazdığı 40'tan fazla konçer¬toyla bu türün zenginleşmesine katkıda bulundu. Mozart'ın konçertoları, senfonide olduğu gibi, hızlı-ağır-hızlı olmak üzere üç bölümden oluşur.
Yakın zamana kadar birçok önemli besteci bu türden konçertolar bestelemeyi sürdürdü. Bela Bartök, Paul Hindemith ve Michael Tippett gibi bazı modern bestecilerse, konçertoda değişik kompozisyonlar denedi.

karagöz hacıvat

fadiyez
Geleneksel Türk gölge oyununun en çok bilinenidir. Eskiden hayal oyunu da denen Karagöz oyununun başka adları da vardır. Karagöz oyununun kökenine ilişkin araştırmalar bugün de sürmektedir. Ama kesin olarak bilinen 16. yüzyılda Mısır'dan Anadolu'ya geçtiği ve 17. yüzyılda da Karagöz oyunu adını aldığıdır. Bununla birlikte Karagöz oynatanlar arasında yaygın olan ve birçok Karagöz oyununda da çeşitli yönleriyle sık sık anılan iki ayrı söylenti oyunun kökenini Anadolu olarak açıklar. Bunlardan birincisine göre oyunun iki temel tipi olan Karagöz ile Hacivat gerçek kişilerdir ve Orhan Gazi döneminde (1326-61) yaşamışlardır. Bursa'daki bir cami yapımında çalışırlarken konuşmalarıyla herkesi o kadar güldürürlermiş ki, bu yüzden caminin yapımı bir türlü bitmezmiş. Durumu öğrenen Orhan Gazi de her ikisini öldürtmüş. Sonradan bu hareketinden ötürü çok pişmanlık duymuş ve onları tanıyan Şeyh Küşteri adlı kişiden öykülerini dinlemek istemiş. Bunun üzerine Şeyh Küşteri de deriden birer tasvirlerini yaparak konuşmalarını hareketleriyle bir perde arkasından yansıtmış. Sonraları yeni konuşmalar, yeni tipler eklenerek yaygınlık kazanan bu oyun en güldürücü tip olan Karagöz'ün adıyla anılır olmuş. İkinci söylenti Karagöz oyununun ortaya çıkışını daha eskiye götürür. Buna göre Karagöz ile Hacivat Anadolu Selçukluları döne¬minde (1075-1318) yaşamışlardır. Karagöz İstanbul tekfurunun Çingene asıllı seyisidir ve adı Sofyozlu Karagöz Bali Çelebi'dir. Hacivat ise Bursalı'dır ve Anadolu Selçuklu sultanının habercisidir; adı da Hacı İvaz'dır. Bunlar her yıl birkaç kez görevli olarak gelip giderken yolda karşılaşırlar, konuşmalarıyla etraftakileri güldürürlermiş. Hacı İvaz bir Mekke yolculuğu sırasında öldürülünce bu söyleşilerden yoksun kalan dostları onun anısını yaşatmak için bir tasvir yapıp perdede canlandırmışlar ve böylece Karagöz oyunu doğmuş. Bu söylentilerden birincisi çok daha yaygındır. Bursa'da Karagöz'ün mezarı olarak bilinen yere sonraları bir Karagöz-Hacivat anıtı yapılmıştır.
Karagöz oyunu ortalama 1x1,20 metre boyutlarında beyaz bir perde arkasından oynatılır. Yarı saydamlaştırılıp boyanmış 35-40 cm boyutundaki tasvirler oynatıcının elindeki sopalara takılıp perdeye değdirilerek konuşmalara göre hareket ettirilir. Tasvirler tiplerin özelliklerine göre kol, bacak, baş, diz gibi eklem yerleri oynak olarak yapılır. Perde arkada yakılan bir ışıkla aydınlatılır. "Hayali" adı verilen Karagöz oynatıcısının tasvirleri hazırlayan kalabalık sahnelerde göstermelikleri tutan "yardak'' denen bir de yardımcısı vardır.
Karagöz oyununun asıl tipleri Karagöz ile Hacivat'tır; en çok perdede gözükeni ise Karagöz'dür. Öbür tipler genellikle Karagöz'le bazen de Hacivat'la konuşmak için perdeye gelirler ve çoğunlukla konuşmaları bittikten sonra bir daha görünmezler. Öbür tipler mesleklerine göre Anadolu ve Rumeli' nin çeşitli bölgelerini, giyimleri ve İstanbul ağzından farklı konuşmalarıyla temsil ederler. Rum, Ermeni, Yahudi gibi yerli azınlıklarla Frenk gibi tipler de oyunlarda yer alır. Bunların dışında birçok oyunun sonunda ortaya çıkan sarhoş (Tuzsuz Deli Bekir, Bekri Mustafa, Matiz, Efe gibi adlarla) ile Tiryaki, Beberuhi, kekeme, deli, aptal gibi hastalıklı tipler hemen her oyunda vardır. Kadın tipler zenne, köçek ve Arap bacıdır. Bazı oyunlarda cin, cadı gibi doğaüstü yaratıklar, çeşitli hayvanlar, araba, sandal, gemi gibi binek araçları, ev, bahçe, meyhane, dükkân gibi göstermelik denen tasvirler de bulunur. Halk edebiyatından kaynaklanan Ferhad ile Şirin, Tahir ile Zühre gibi oyunlarda oyunun bu baş kahramanları da perdede gösterilir.

0 /

yılın yıldızları ödül töreni


Yıldızca

ünlü korsanlar

Yıldızca

Astronot Eğitimi