confessions

biri hep aglayan digeri hep gulen iki hayat

Çaylak  · 10 Nisan 2020 Cuma

  1. toplam giri 4
  2. takipçi 1
  3. puan 406

dışlanmak

biri hep aglayan digeri hep gulen iki hayat
cahilin dışlamasında alim kimse için "sen kimsin amınakoyim" dediği ve onu bunu "siklemediği" bir eşik olsa da bunun haricindeki -özellikle çocukluk çağlarında yaşanılanları- genelde çoğu insan için boş veriyormuş, umursamıyormuş gibi yapsa da o tür bir "dışlanmak" şu hayatta insana kendisini küçücük hissettiren ve hiç unutamadığı birtakım çocukluk sancıları bırakan berbat tecrübeler bütünüdür. özellikle çocuklukta yaşadığı dışlanmışlık onulmayacak yaralar bırakır. (yemin ediyorum okuduğum üniversitedeki bir profesör çocukken dışlandığı için hala öz güveni olmadığını, bunları unutamadığını söylemişti)

büyüdüğünde bile bu iç kırıklığını, her an doldu dolacak gibi bakan gözlerini, derinlerde duran çocuk ruhunu bu hale aşina bir ruh kolaycacık görüverir.
ne kadar büyüse de olgunlaşsa da insana o yaşında, o halinde bile kendini olduğundan farklı göstermek, kabul görebilmek, sırf bir kez olsun başarıyı tadabilmek için -tatmış olsa bile (profesör gibi) ya da başarısızlığın da insanî bir durum olduğunu bilse bile içsellestiremediği için- hala çocukça utanacağı yalanlar söyletir dışlanmışlık. bunu niye yaptığına anlam veremese de bir anda yapıverir işte. pişman olur yalanlarından ama zayıftır yine de yapar böyle şeyler. hatta bazen o kadar üç kağıtçı yöntemlerle gösterir ki kendini. bir terzi gibi göstermez dikerken ipliği. öyle ustaca yapar ki insanlar bu halde bir zayıflık değil bir öz güven görürler oysa tam tersidir. zayıftır, yalandır. entelektüelleştirir hatta bazen. savunma mekanizması hani, entelektüelleştirme. uzun, karmaşık cümleler. anlaşılmazlığın arkasına sığınıp bunu insanların suçuymuş gibi göstermek. bu da bir sığınak olur kimilerine. hastalığının ismini bilse de böyle yaşamaya mahkumdur. ergenlik, orta yaş bunalımı, bütün o savunma mekanizmaları ya da her neyse... iyi bilir, çok iyi bilir. psikolog da olabilir günün birinde ama kendi kendini tedavi edemez. hem bedavaya, parasızayken. bu aşağılık ruh hali insanı hayatının ufak bir kesitine hapseder, unutamamak şehrinde yaşamak zorunda bırakır. hem gerçek anlamda hem mecaz anlamda dayak yediği bir anı defalarca yaşatır. bir gün kollarına güç gelse de hiçbir fitnessçı 'tutunabilmek gücünü' veremez ona. ilgi çekmek için hasta numarası yapan çocuklar kadar açtır ilgiye, sevgiye. zayıftır, güçsüzdür, muhtaçtır. takdir edilmeye, övülmeye, sevgiye... en yaşlısı bile bir çocuktur hala ve hatta bebek. ilgi bekler, ilgilenilmek ister. bir çocuk gibi beğenilmek ister. bir çocuk gibi yalanlar söyler ilgi çekmek için, kamufle eder incinmişliğini. orada takılı kalmıştır çünkü, beğenilmeye, takdir edilmeye, onaylanmaya, aferin'e muhtaç olduğu o çağda bu ihtiyacını karşılayamamıştır.

acemi, toy bir "dışlanmış" beğenilmediği her durumu ortadan kaldırır, yok eder, siler bu yüzden. biraz daha tecrübelisi kaldırmaz; ama umursamadığını, asi biri olduğunu insanların gözüne gözüne sokar "heee umrumda değil ki benim! size ihtiyacım yok ki!" der. bu da sırıtır. işin orospusu olmuş bir "dışlanmış" ise, yani biraz daha mürekkep yalamışı, öyle umursamaz, öyle umursamaz ki cidden de cool görünür o haliyle, bilgiç ve asil, seçilmiş bir yalnızlıkta yaşar: "yaşasın onun asil yalnızlığı". bu hali kendisi tercih etmiştir, zorunda değildir onların dayatmalarına uymaya ve profesyonel bir yalancıdır. daha da ilerlemişi, tecrübelisi mi demeli artık bu konu üzerinde konuşabilecek kıvama ulaşmıştır. durumun farkındadır. inkar yoktur. zaaflarını çatır çatır söyler. bu zayıflıklarının "orospu çocuğu ile insan arasındaki bir ara form" tarafından alaya alınacağını, hatta kullanılacağını bilse de söyler. "böyleyim" der. iç döker. özentiyim, beğeniye muhtacım, hastayım der. "çocukken bir keresinde" diye başlayan anılar anlatır. oysa bunların hepsinde ortak tek bir renk vardır: sevgisizlik. bal gibi de muhtaçtırlar. bal gibi de istiyorlardır onaylanmayı. kimi instagramında fotoğrafı beğenilsin istiyordur; kimi yazdığı bir yazı okunsun. öyle olmasa niye o kitabı çıkarsınlar, niye o fotoğrafı koysunlar değil mi? franz kafka bile en yakın arkadaşı max brod'a "ben ölünce yak bunları" derken belki de "yakma" demek istemiştir. kim yakılmasını ister ki? belki de max brod bunu bildiği için arkadaşı ölünce yakmamıştır onları; aksine yayınlamıştır. ne franz kafka ne de şu abla seçmemişlerdir anlayacağınız bu yalnızlığı. zorunda kalmışlardır. zaten kim neden seçsin ki yalnızlığı? huzur mu? bazen evet. ama hep değil. yalnızlık aklının ve vicdanının uyuştuğu, hissettiklerine bön bön bakmayacak bir tek insanla tedavi edilebilecek iğrenç bir hastalıktır oysa. buna dost diyorlar. kalabalık instagram takipçilerin arasında bulamayacağın bir dost. bazen bir dost da yalnızlığını engelleyemez tabi ama. çaktırmadan ne kadar sosyal; ne kadar lider, mangal başı; ne kadar komik olduğunu duyurmaya çabalasan da itilirsin bu merdivensiz kuyuya.

onun için üçüncü sınıf şair kırmalarının bu kendilerini cool göstermek için götlerinden uydurdukları "seçilmiş yalnızlık" teranesine götümüzle gülmeli aslında. çünkü bilirler içten içe insan sosyal bir hayvandır. gerçi kimi de insan yalanlayan bir hayvandır diyor. el hak ikisi de doğrudur. insan içinde bulunduğu acıklı hali bir tercih gibi göstererek yalanlar durumunu, gizler bu habis ruhu, göstermez ipliği.
(belki de insan tutarsız bir hayvandır. ya da belki de insan kiminin dediği gibi yalnızca hayvan oğlu hayvandır. kim bilir?)

hem şık kıyafetleri, yapılmış saçları, dik duruşu olsa da ufak bir ima ile bu güçsüz taraf, bu hem kendine hem başkalarına güvensizlik hali kendini gösterir ansızın. ağlamaklığa yakın acı bir gülüşle uzun bir gece başlar böylece.

bir gün kendisinden utanıp, ne bileyim ayakkabısı hakkında ya da ufak bir şey, yalan söyleyen bir küçükle karşılaşır. hep çok acıklı gelir artık öyle sahneler. o acıyı anlar, hatta hisseder,
küçümsendiği, dışlandığı günlerden bilir..
onun için yakalamaz bu yalanları. yakalanırsa yalanı eğer bir dışlanmışın... o çaresizlik, kimi zaman hırçınlık anı... pek acıdır. bir güzel yer yutar o yalanları o yüzden biraz gelişkini, büyümüşü.

işte o sahnede bu yalnız, bu iğrenç dışlanmışlık şehrine terk eden, onları böyle bırakan kim varsa; dayısı, teyzesi, arkadaşı, anası, babası, danası kim varsa ağız dolusu söver.

daha kötüsü,
sevemez... güvenemez...

daha da kötüsü sevilmez... güvenilmez...

iki şeyin kıymetini bilir aslında ama: sevgi, güven. çoğunun götüyle güleceği iki şey.

bulursa birisinde bağlanır, unutamaz. herkeslerden gizli saklar hatıraları. biriktirir, atmaz anıları. bildiğin hastadır yani, bildiğin psikopat, manyak, tuhaf, anormal.

gerisi yılgınlık, tatsızlık, tuzsuzluk, dışlanmışlık.

yaşamaksa eğer, böyle yaşar...

(bkz: ne kadar dışlanırsan o kadar içlenirsin)