confessions

albino aborjin

Çaylak  · 24 Kasım 2018 Cumartesi

  1. toplam giri 57
  2. takipçi 1
  3. puan 637

yüz yıl içinde toplumun hali

albino aborjin
BİYOLOJİK YAKLAŞIMLAR HARİÇ genel düşünceleri ve tahminleri (varsayımları) pek tutarlı bulmuyorum. sosyoloji boyutunda black mirrorvari varsayımlardan (soruyu soramayan cevabını da bulamayan varsayımlardan) öte pek bir şey tahmin edilemez.

duruma bilinmezci yaklaşmak istemem, insanın değişken olduğu birikimli olanın tarih olduğunu göz önünde bulundurmanın tutarlı olduğu kanısındayım. kaba hatlar dışında konuşmak kabahattir. istatistikler doğruya yakın veriler sunabilir, bkz.emile durkheim intihar. o da tüm bir toplumu kapsayıcı bir yaklaşım değil bir toplumda tezahür etmiş bir olayın istatistiği ve toplumda bu çevreyi oluşturan etmenlerin istatistikleri(ekonomi, refah,psikoloji), yıllar içindeki hareketlerini incelemiştir. yani insanı öngörülebilire indirgemek (orta sınıf psikolojideki insan'a koymasa da) insanı basitsemektir, ona ampirik pozitivst yaklaşımlara bir dünya tepki geldi;etnometodologlar ayrı konuştu anlama yöntemi'ciler ayrı şeyler söyledi. özetle biz haddimize olmayan detaylara girmeyelim derim, büyük resim hakkında konuşma taraftarıyım sadece,

hatırlatmadan fırsat bulmuşken ben de söyleyeceklerimi paylaşayım;
nostaljiyi yadeden ile bu yadedenleri garipseyenler olur. siz ileride, bugün instagram facebook vs hesaplarınızı garipseyen nineleriniz dedeleriniz olacaksınız :) garipseyen yerine hızını yakalayamayan, hayret eden, wouw diyen vs getirebilirsiniz. siyasette, suç araştırmalarında, cezalandırmalarda teknolojinin yeri artacaktır.
yani herşey olağan olacak, insanoğlu varlığının başından beridir marsta yaşıyor olsaydı oranın da adı dünya olurdu.

yazarlardan deneme örnekleri

albino aborjin
*düzelteceğim, ekleme yapacağım yerler olacak, böyle bir başlık açmak ve sizin de eleştirilerinizi almak için tamamlamadan paylaşıyorum. buyrun lütfen

-yalnızlık üzerine-
türk insanı buna 'olumsuz' bir kelimeymiş gibi bakar. giderilecek bir şeydir ve düzeltilmelidir.
uzaklara dalmak, bir kafede tek başına oturup insanoğlunu çaktırmadan izlemek, neydi beni bitiren hatalarım, diye geçmişe bir göz atıp temsili bir olay seçmeye çalışmak gibi zırvalara yalnız-yalnızlık deniyor.
örnekler çok da devam edebilecek kadar tahammül sahibi değilim, bu tip yaklaşımlardan hareketle yalnızlığın tekabül ettiği şey asosyallik, tekbaşınalık.
bu kavramın kendisine atfedildiğini gören kişinin üzgün ama memnuniyet dolu kabulünü izleyin. ses tonlarına, kelimeleri seçemeyişine berbat cümle örgülerine bakın, bir düşünsel yolculuğun sonuçları mıdır bunlar? terminolojisine hakim olmadığı konularda yalnızlığının da verdiği yetkiye dayanarak ulaştığı haklı çıkarımlara, sürekli kavramla konuşma gayreti ve popüler kelime seçme dürtüsüne, henüz yerine oturtmadığı insan ilişkilerine dair düşüncelerine bakın.
insansızlığa yalnızlık diyen adamın düşünecek hiç bir şeyinin olmayışını izleyin, verin lan şuna yalnızlığı idare kılavuzunu, yalnızlar ne hakkında düşünür ve bu rahatsızlığı nasıl sürekli hale getirebiliyorlar, öğrensin. tek başına, tutunamamış, asosyal, geçimsiz ne çok kimse varsa yalnızlığın onurlu kaybedişini takmış koluna, 'olsun yalnızım, zaten yalnızlığı iyi biliyorum, anlamadıkları benim de kavramaya uğraşmadığım bir şeye sahip olma sanısına sahibim' tripleri.
yalnızlığın ne olduğunu açıklayamam, ama ne olmadığını tahammülüm yettiği her vakit yazacağım.
-yalnızlık düşünseldir
-tekbaşınalık değildir
-kişi sayısı yalnızlığı olumlu ya da olumsuz etkilemez
-sosyal olmak onu etkilemez
-asosyal olmak onu etkilemez
-geçimsiz, asosyal, sünepe, çirkin vs olmak dayanak noktaları değildir
-düşünsel dediğimiz zaman kendini kavrayamamış (kendini tanımak bitmez eyvallah, bu yarım yamalak, günden güne değişen, ya da kendini tanıma yolculuğuna çıkmamış kişi) ama anlaşma ve uzlaşma (bu da sosyal sebepler) konusunda teklik yaşıyor olması yalnızlık anlamına gelmez. gidin roman okuyun, tarkovsky, kiarostami izleyin, kendinizi geliştirin.
- değer yansızlığı yalnızlığın meşruluğunu ifa etmez. bizde genelde böyledir,düşünme yöntemin farklıysa 'a ha! yalnızım' demek için elverişli bir durum. kendini geliştirmiş herkes aksiyolojik yansız olabilir, biçim her farklı olduğunda yalnızlığı doğurmayabilir de demektir bu. ülkede 'aydın yalnızlığı' diye bahsedilen, öğretim üyelerinin de meşru görüp sığınabildiği aptal tafranın gerekçelerindedir de -zannımca tarihçesi örneğidir de- bir önceki cümle.

'insan yalnız bir varlıktır' ali şeriati
'olacak iş değil bir insanın bir insanı anlaması' karantinalı despina şiiri
kendi içindeki bilgeyi tanımış insan yalnızdır, kendi sefaletine yalnız diyen ise aciz. kendi içindeki bilgeyi tanıyan kişiye toplum ağır gelmez, ama bir kişi ağır gelir. bir yalnız bir insanı anlamayı kaldıramamaya başlandığı noktadan kendi bilgesini tanımaya başlar. tahammül edememek de bu doğrultuda kişinin kendisini kendi yapan şeyi savunmasıydı, iki kişinin de ilk kez oynadıkları kurallarını bilmedikleri bir strateji oyunda yarışanın benlik olması yüzünden kahrı büyüktür oyunun. yalnızlığı tanımaya, insan kendisinden başlamaz. diğer insandan başlar, zira bu kavram için toplum gereklidir. körsünüz, ellerinizin şeklini öğrenmek için başka bir nesneyi tutmak gerekmekte...
1

öğrenci milletinden yazar olmaz

albino aborjin
sözü kimin söylediğine değil de bizzat söylenen sözün kendisine bakan insanın günden güne azalmasıyla doğru orantılıdır; yorumun değil bilginin ve gündemin paylaşıldığı yer olunca sözlükler bir ek sözlük, as sözlük vs. sözlük yazarından yazarlık dersi bile öğrenebiliriz sözlüğün 'sözlük' yazarın 'yazar' olabilmesi için.
tabii bunları söylemek gerçekçi bir yaklaşımdır, keza çağına ayak uyduramayan -bunu benimsemese bile rol yapmayan- erkeğin erkekliğinden bahsedilemez. bir öncü çıkacak, çağını kavrayacak, kendini sevdirecek ya da kendisinden korkulacak bir kişi; karizmatikliğinin ve idaresinin ve tabi bu ortam için olmazsa olmaz yırtık -kurbana pabucunu çıkarttıran- yazarlığı ile kitleleri etkileyip yeni bir sözlük anlayışının öncüsü olacaktır.
çok troll durdu yazı, ya da idealistin kendi realistliğini meşru bir idealistlik düzeni görmesi gibi trajik-bilimsel patetik de diyebilirz. maksadım bu değil elbet.ya sözlük spotun mezarlığına gömülünür ya başkaları gibi olunur ya da değişimin öncüsü olunur ya da- bu son ya da- bunlar yaşanırken izlenen olunur.

benzetmeler, alıntılar.
politika bilimi- münci kapani
bodin- devletin altı kitabı machiavelli-ilp rens
trevanian 20. mil
weber otorite tipleri -karizma-

özünde iyi olan insan

albino aborjin
ne istediğini, ne olduğunu bilmeyen ya da emin olamayan adamın/kadının özünün iyi olup olmamasını nereden biliyoruz, ki tutup da biri özünün iyi olduğunu öne sürebilsin. öz iyidir, ama özünde olmak her insanın işi değildir, şahsen aydınlanmak dahi öze inebilmek ile alakalı diye düşünürsek

sünnet

albino aborjin
hikayesi ile amacını tek bir çatı altında toplamak bize asıl olanı vermeyecektir. bakınız 'allah'ın tarihçesine de bakıldığında aynı durumu göreceksiniz, islama özel bir kelime miydi ki allah? değildi. bugün yeni bir tanrı üretilse, tezahür etse ya da bizzat kendisi dile gelse buna tanık olan herkes ona isim verip de 'allah', 'tanrı' demeyecek mi. özel isim ya da bahsedilen belli bir şey gibi ele alırsanız olmaz. bu benzetmeden umarım anlaşılıyordur demek istediğim şey. bu dine özgü değil, kullanım alanları farklı demek onun sadece tarihini ve değişim koşullarını anlamak gibi sonuçlar sağlar bize. islam çatısı altında bakıldığında evet mükkemmel yaratıldık, ama nasıl? mükemmel mi kalabiliyoruz hepimiz aydın mıyız bir bedenin idaresi ile aklın idaresini bu mükemmellik kelimesi altında inceleyecek olursak peygambere de ihtiyaç duymayacağımız anlamı çıkarılır. özetle, tarihine ve kullanım alanlarına bakmak bize asıl olanı vermeyecektir, sosyolojisini kendi içerisinde yapmak daha mantıklıdır. almanyadaki türklere, türkiyedeki türklerden memnun musunuz sorusu karşısında alabileceğimiz cevaplar ile konuşmanın mantığı yok, araştırma yöntemlerinin ilişkisi saptanamamış ya da kaynaklar verimli kullanılamamışsa bilimin objektifliğinden dahi şüphe edebiliyorken ...

yıldız sözlük'ün doğum günü

albino aborjin
nice senelere, ne güzel günleri olmuş, güzel günlere.
bugün şu fotoğraftan fırlama 2 kadın gördüm, bir renault 19 vardı altlarında ağır ağır geçiyorlardı önümden, küpeye saç stiline kadar. 2007 civarının 20li yaşlıları oldukları çok barizdi. bir sigara yakışı vardı, dedim abla beni de al 2 tur attır.

filmlerden alıntılar

albino aborjin
"insan doğduğunda zayıf ve esnektir, öldüğündeyse katı ve duyarsız. bir ağaç büyürken, yaşken yumuşak ve eğilip bükülebilir bir durumdadır; fakat kuruyup katılaştığında artık büyümez, ölür. katılık ve güç, ölümün yoldaşıdır. esneklik ve zayıflık ise varlığın tazeliğinin, hayat doluluğunun ifadesidir. çünkü artık katılaşmış olan hiçbir zaman kazanmaz."

andrey tarkovski iz sürücü filminden.

filmlerden alıntılar

albino aborjin
yazarların filmlerde görüp beğendiği, faydalı olabileceğini düşündüğü, estetik bulduğu vb. cümleleri paylaşabileceği başlıktır.

not: adına 'filmlerden alıntılar' derken tereddüde düşmedim değil, lakin başka bir isim de üretemedim. anlama tekabül edecek başka bir isim düşünen yazar arkadaşlarımız olursa başlığı düzenleyebiliriz.

kitap alıntıları

albino aborjin
"mademki asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir ve madem ki çocuğun da öbür yaştakiler gibi, ondan alacak olduğu dersler vardır, niçin çocuğa felsefe öğretilemezmiş:
çamur yumuşak ve ıslak; çabuk, çabuk olalım. durmadan dönen çark biçim versin ona.
bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar"

montaigne - denemeler/ felsefe ve yaşam

kitap alıntıları

albino aborjin
"benimle pederin konuştuğunu nereden biliyorsunuz?"
"duruşunuzda, birbirinize bakışınızda gerginlik ve öfke vardı. başıboş dolaşmana bakılırsa sen kazandın herhalde. bu pek akıllıca olmayabilir matthew"
"onun kazanmasına izin mi vermeliydim yani?"
"yo, yo, ama kazandığını düşünmesine izin verebilirdin. sen de biliyorsun peder korkaktır ve korkaklar tehlikelidir, çünkü insanı sırtından vururlar. eski bir ispanyol atasözü"

yirminci mil - trevanian
0 /

Amerikan Üniversiteleri