confessions

alakalı biri

Moderatör  · 3 Eylül 2017 Pazar

  1. toplam giri 96
  2. takipçi 0
  3. puan 2565

bir otomobilden % 214 vergi almak

alakalı biri
Ali 2001 cc üzeri araç almak istedi ve bayiye gitti.
Aracın Türkiye'ye girişi: 100.000 ₺

Hesap gayet basitti:
Araç: 100.000 ₺
MTV: 7.505 ₺
KDV: 46.807 ₺
ÖTV: 160.000 ₺
Toplam: 314.312 ₺

Kısacası: 1 araba Ali'ye, 2 araba parası vergiye!

*******

Sonra Ali bankadan 36 ay vadeli taşıt kredisi aldı.
36 ay sonunda bankaya 430.000TL ödemiş oldu.
Ali 100.000TL lik arabayı 430.000TL'ye aldı.

******

Ali
1 araba kendine,
2 araba devlete,
1 araba bankaya aldı.

Ali gibi "cömert" ol!

Sonra Ali gitti bi Doblo aldı ve arkaya Osmanlı tuğrası ile reyisin imzasını yapıştırdı.

peygamberin okuma yazma bilmemesi

alakalı biri
Allah'ın Resûlü bir gün Hira mağarasında bulunduğu sırada Hak (vahiy) kendisine geldi. Ona melek geldi ve "Oku" dedi. O da: "Ben okumak bilmem" cevabını verdi. Hz. Peygamber buyurdu ki: "O zaman melek beni alıp takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bırakıp yine: “Oku!” dedi. Ben de Ona: “Ben okumak bilmem” dedim. Yine beni alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra beni bırakıp yine: “Oku!” dedi. Ben de: “Okumak bilmem” dedim. Beni alıp üçüncü defa sıktı. Sonra beni bırakıp: "Yaratan Rabbinîn adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. O, kalemle (yazı yazmayı) öğretendir, insana bitmediğini O öğretti.”(Alak, 96/1-5) dedi."

"Bunun üzerine Allah Resulü yüreği titreyerek korku içinde döndü ve eşi Hatice bt. Huveylid'in yanına giderek ;
"Beni örtünüz, beni örtünüz" dedi. Korkusu gidinceye kadar onu örttüler. Sonra Hz.Peygamber başından geçenleri Hz. Hatice'ye anlatarak: "Kendimden korktum" dedi.
Hz. Hatice: "Hayır, Allah'a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların yüklerini çekersin, yoksula verir, hiçbir şeyi olmayana bağışta bulunursun, misafiri ağırlarsın, bir felakete uğrayana yardım edersin" dedi."

huawei'in google desteğini kaybetmesi

alakalı biri
bir sürü şey söyleniyor, özellikle Türk haber sitelerinde çokça yanlış şeyler yazılıyor onların hepsini toparlayıp tamamen doğru bir şekilde aktarmak için bu yazıyı yazıyorum. Öncelikle Huawei Android ile olan erişimini kaybetmedi. Huawei sadece Google servisleri ile olan bağlantısını, yani Google desteğini kaybetti.

1) Bundan sonraki Huawei telefonlarına ne olacak?
-Bundan sonra çıkacak hiçbir Huawei marka telefonda Google servisleri desteği bulunmayacak.
-Android ile çıkabilir bu kendi seçimleri.

2) Şuanki telefonlara ne olacak? Güncelleme alacak mı?
-Bu konu tamamen Huawei'ye kalmış. Eğer telefonlara güncelleme verirse bu telefonlar Google servisleri desteğini kaybedecek.
-Eğer güncelleme vermezse yani aynı Android sürümünde kalırsa Google servisleri çalışmaya devam edecek.
-Fakat resmi açıklamaya göre Huawei Android "güvenlik güncellemesi" desteğini devam ettirmeyi, yani Google servisleriyle bağlantıyı kesip Android'i güncellemeyi göze almış gibi. Resmi açıklamayı eklere ekliyorum. Fakat burada cevabını kimsenin bilmediği bir başka soru ortaya çıkıyor. Huawei sadece "güvenlik güncellemesi" mi verecek? Özellik güncellemesi almayacak mı? Bunu şuanlık kimse bilmiyor.

3) Peki Google servisleri olmamasının zararları neler?
-Öncelikle Huawei'nin Çin versiyonu telefonlarında bilindiği gibi Google servisleri zaten yok. Kendi App Store'ları + kendi uygulamaları vs. var. Fakat bunların hepsi Çin'de çalışması için ayarlı ve bunu globale taşımak oldukça zor. Diğer bir husus ise global kullanıcıların hayatının neredeyse her alanında Google servislerini kullanması. YouTube, Maps ve diğer birçok servis telefonlarımızda önyüklü olarak geldiğinden herkes bunları kullanmaya alışık ve kullanmasa bile zamanla kullanmaya başlamış.

-Bu konuda bir diğer husus ise üçüncü parti uygulamaların çalışma sıkıntıları. Örneğin kullandığınız banka uygulaması telefonunuzun rootlu olup olmadığını veya o an lokasyonunuzun nerede olduğunu öğrenme gibi işlemleri Google Servisleri üzerinden yapabilir. Eğer cihazınızda Google Servisleri yoksa (ki olmayacak) bu tür veya buna benzer işlerini Google servisleri ile halleden uygulamalar hata verebilir ve uygulama sahiplerinin/geliştiricilerinin bunu güncellemeleri gerekir.

4) Huawei bilgisayarları
-Huawei'i yalnızca Google banlamadı bildiğiniz üzere. Bu bir Amerika hükümeti yasası olduğu için Intel, Nvidia ve Microsoft da Huawei'i banlayanlar arasında. Bildiğiniz gibi Intel büyük bir chipset, Nvidia çok büyük bir ekran kartı, Microsoft da Windows'un sahibi. Dolayısıyla Huawei'nin bu üçüne sahip olmadan bilgisayar departmanı komple bitmiş gibi gözüküyor. Ek olarak Intel Huawei'i server işlemcileri konusunda da desteklemeyi kesti. Kendi uygulama merkezlerini ve serverlerini kurmaya çalışacak olan Huawei'nin böyle şeylerden mahrum kalması da elbette ki ayrı bir sıkıntı.

5) Diğer çinli markalar bundan etkilenecek mi?
-Bu soruya kesin bir cevap kimse veremez ama benim fikrimce: Hayır, etkilenmeyecekler. Sebebi de Amerika tarafından banlanan iki Çinli (Huawei ve ZTE)'nin banlanma sebepleri ağ üzerindeki çalışmaları. ZTE'nin 5G çalışmaları riskli ve ülkeyi tehdit ettiği için banlanmıştı zaten takip edenler bilir. Huawei'nin de genel banlanma sebebi bu. Diğer firmaların bu konuda bir çalışması olmaması ve neredeyse bütün network çiplerini Qualcomm & Broadcom ikilisinden alması dolayısıyla bunun olacağını düşünmüyorum.

kübizm

alakalı biri
1907-14 arasında Fransa'da Pablo Picasso ve Georges Braque önderliğinde gelişen bir resim akımıdır , 1908'de bir sergide Braque'in l'Estaque'ta Evler resmindeki evleri "üst üste yığılmış küplere" benzeten Fransız eleştirmen Louis Vauxcelles'in aynı benzetmeyi bir yazısında kullanması üzerine bu yeni akıma Kübizm denmeye başlandı.
Kübist resim anlayışını benimseyen Albert Gleizes. Jean Metzinger. Robert Delaunay ve Duchamp Kardeşler gibi bazı ressamlar 1911 de Paris'te Salon des lndependants'da, akımın en kapsamlı ilk toplu sergisini açtılar. Sergide yer alan yapıtlar, izleyenler ve eleştirmenler arasında büyük bir şaşkınlık yarattı. Bir yıl sonra Gleizes ile Metineer. Kübizm üzerine ilk kuramsal çalışma olan Du Cubisme {"Kübizm Üzerine") adlı bir kitap yayımladılar.
Kübizm Akımı 20. vüzyıl başlarında, ünlü fizik kuramcısı Albert Einslein'ın geliştirdiği görelilik kuramıyla zaman, uzay ve kütle kavramlarını değiştirerek, bilim ve felsefe alanında yepyeni bir çığır açtığı dönemde doğdu . Kübizm'in kuramsal dayanağını Gertrude Stein, Alfred Jarry ve Guillaume Apollinaire gibi yazar ve şairlerin yapıtlarında yer alan düşünceler oluşturuyordu. 1900'lerde Gertrude Stein'm Paris'teki evi Braque, Picasso ve Matisse gibi öncü sanatçıların sık sık buluştuğu bir uğrak yeriydi. Stein'in yeni başlayan yüzyılı ''her şeyin paramparça olduğu, yıkıma uğradığı ve yalnızlığa terk edildiği" bir çağ olarak tanımlayan sözlerinden çok etkilenmişti, Çağının gerçeklerini en iyi biçimde anlatabilecek bir resim dili oluşturma çabası onu Kübizm'e yaklaştırdı. Yeni bir anlatım dili arayan Braque gibi sanatçılarla birlikte geleneksel resim anlayışının katı kurallarına karşı çıktı. Nesneleri ışık, gölge ve perspektif gibi rastlantısal Özelliklerinden arındırarak onları, temel özellikleriyle çizmeye başladı. Nesneleri geometrik öğelerine ayrıştırarak, yatay ve dikey çizgilerle resmetti.
Amaç nesneleri "izleyicinin bulunduğu yerden görebileceği biçimde" değil, değişik koşullarda ve başka açılardan baktığında görebileceği özellikleriyle de gösterebilmekti. Sonuçta geleneksel sanat anlayışının tüm kuralları altüst oldu. Biçimler ve derinlik duygusu yalnızca renklerle belirlendi. Sözgelimi, kırmızımsı kahverengi gibi sıcak renkler yakını; mavi. yeşil, gri gibi soğuk renkler ise uzağı belirtmekte kullanıldı. Kübist ressamlar çeşitli İnsan figürleri ve portreler yaptılar. Natürmortlarında ise en çok gitar, keman, arp gibi çalgılara, resim paleti ve sürahi gibi çevrelerinde gördükleri her türlü nesneye yer verdiler.
Nesnelerin birbirinden kopuk kopuk ya da iç içe geçmiş gibi durduğu bu resimler daha çok çözülmesi güç bir bilmeceye benziyordu. Picasso'nun Avignonlu Kuları (1907) ile Braque'ın Çıplak (1907) adlı yapıtı yeni başlayan bir akımının ilk habercisiydi. Kübizm'in en güçlü temsilcileri olan bu iki sanatçı aynı apartmanda oturuyordu. Kişilikleri çok farklı olmakla birlikte, zamanla ilişkileri güçlü bir dostluğa dönüştü. Resimlerini genellikle model kullanmadan yapar, sonra da resimler üzerinde saatlerce tartışırlardı.
Kübizm Akımı analitik ve sentetik) olarak iki evrede gelişti. Akımın 1912"ye kadar süren ilk evresinde 1900'lerde Paris'te sergisi açılan Afrika heykel sanatının ve 1907 de Paris'te bir sergi açan Fransız ressam Paul Cczanne'ın etkileri egemendi.
Cezanne'ın Yıkananlar adlı yapıtından esinlenen ressamlar konu aldıkları nesnelerin değişik açılardan elde edilen görüntülerini küçük yüzeyler biçiminde yan yana getirerek çizmeye başladılar.
Picasso'nun Avignonlu Kızlar adlı yapıtındaki kızların yüzleri Afrika Yerlileri'nin yaptığı maskelere benziyordu. Arkadaşları ilk gördüklerinde hiç sevmelileri bu resmi şiddetle eleştirdiler. Bunun üzerine Picasso da resmi yarım bıraktı ve resmi yıllarca bir kenarda kaldı. Oysa Kübist resim anlayışının ilk örneği olan bu resim sonradan birçok sanatçıya esin kaynağı olacaktı.
Bireşimsel Kübizm döneminde resimlere gazete kesikleri, kibrit kutusu, zincir gibi gerçek nesnelerin yapıştırlmasıyla oluşan kolaj tekniği kullanıldı. Sözgelimi Picasso Bambu Sandalyeli Natürmort'u yaparken tuvalin üzerinde gazete, pipo. bardak gibi nesneler. Braque ise Pipolu Adam'du (1912) kalem ve duvar kağıdı kullandı.
Kübizm resim sanatındaki kadar olmasa da heykel ve mimarlıkta da etkili oldu. Heykelde Kübist anlayışın İlk örnekleri Picasso'nun kâğıt, teneke ve tahta parçalarını birleştirerek asanmblaj (birleştirme) tekniğiyle oluşturduğu heykellerdir. Kübizmi benimseyen başlıca heykelciler Jacques I.ipchüt ve Alexander Arehipenko'ydu.
I. Dünya Savaşı başlayınca Kübist ressamlar dağıldı. Sonradan yeniden bir araya geldilerse de eskisi kadar etkili olamadılar. Ama Kübizm Akımı daha sonraki yıllarda Fransa" da Robert Delaunay önderliğinde Orl'izm. İtalya'da resim alanında Carlo Carra nın başlattığı Gelecekçilik (butürızm). Rusya'da Kazimir Mateviç önderliğinde Kübik Gelecekçilik (Kübo-Fütürizm) ve İngiltere'de Wyndhanı Lewis'in başını çektiği Vortısizm gibi öncü akımların gelişmesine yol açtı.
Mimarlıkta ise Le Corbusier'nin yaptığı konut tasarımları Kübizm Akımının etkilerini yansıtıyordu. Sanat tarihinde bir devrim yaratan Kübizm Akımı grafik sanatlardan dekoratif sanatlara kadar birçok alanda etkili oldu.

pulitzer ödülleri

alakalı biri
güzel türkiyemin ,yandaş ve muhalif gazetelerinin tümüne ,gerçek gazetecilik yaptıkları için pulitzer ödülü verelim .dünyada el atmadığımız için 'suyu çıkmamış' bir pulitzer kalmıştı o da yerli ve milli olsun .
PULITZER, Joseph . ABD'li yayımcı ve gazeteci Joseph Pulitzer'in gazetecilik tarihinde önemli bir yeri vardır. Macaristan'da Makö'da doğan ve Budapeşte'de büyüyen Joseph Pulitzer'in babası Yahudi bir tahıl tüccarı, annesi ise Alman asıllı bir Katolik'ti. Bir göz hastalığı nedeniyle Macaristan ordusuna ve Fransızların Yabancı Lejyonu'na kabul edilmeyince büyük bir düş kırıklığına uğrayan Pulitzer, 1864 te ABD'ye göç etti ve Amerikan İç Savaşı sırasında Birlik ordusuna katıldı.
Savaştan sonra Missouri'deki St. Louise gitti. Oradaki Alman göçmenler arasında kısa sürede tanınarak lSdu'da Missouri eyalet meclisine seçildi. Daha sonra Almanca yayımlanan bir günlük gazeteye muhabir olarak girdi. St. Louis'te yayımlanan Dispatch ile Post gazetelerinin denetimini ele geçirerek Post-Dispatch adı altında birleştirdi. Yazdığı başyazılarla gazeteye saygınlık kazandırdı. Pulitzer 1883'te, New York"ta yavunlanan World adlı gazeteyi de satın almayı başardı. Gözü pek bir yönetici olan Pulitzer kısa zamanda gazeteyi geliştirdi.
William Randolph Hearst 1895'te New York'ta yayımlanan Joumal'i satın alınca Pulitzer güçlü bir rakiple karşılaştı. World'un fiyatım 2 sentten 1 sente indirerek rekabete girdi. 1887"de Evening World'u çıkarmaya başladı. Önce fazla kâr getirmeyen bu gazete. Pulitzer'in başarılı yönetimi sayesinde kısa sürede tutundu. Pulitzer bu sırada görme yetisini iyice yitirmişti. İşçilere yakınlık duyan
Pulitzer'in yazılan dürüst içeriklerinden ötürü okurların güvenini kazandı.
Pulitzer'in vasiyeti uyarınca 1917'den bu yana ABD'de her yıl edebiyat, müzik ve gazetecilik dallarındaki en iyi yapıta "Pulitzer Ödülü" verilir. Pulitzer ayrıca Avrupa'da siyasal, sosyal ve ahlaksal araştırmalar yapanlara verilecek uç burs için gerekli fonu da sağlamıştı.
Bundan başka Pulitzer, her yıl en tarafsız ve değerli kamu hizmetinde bulunacak bir ABD gazetesine altın madalya verilmesi için de bir fon kurdu. Vasiyeti uyarınca bıraktığı parayla New York'taki Columbia Üniversitesi Gazetecilik Okulu kuruldu.

renkler

alakalı biri
Eğer her şeyi siyah beyaz görseydik dünya ne kadar da sıkıcı bir yer olurdu. Doğanın güzelliğinin büyük bölümünü bulutlarla bezeli mavi gökyüzü, alev rengi bir günbatımı, otların ve yaprakların yeşili, çiçeklerin, böceklerin ve kuşların rengarenk görünümü oluşturur. Çok eski zamanlardan beri insanlarda büyük hayranlık ve şaşkınlık yaratan bir doğa olayı gökkuşağıdır. Fransız filozof René Descartes gökkuşağının nedeninin havadaki yağmur damlacıklarının beyaz renkli güneş ışığını renklere ayırması olduğunu keşfetmeden çok önce de, gökkuşağıyla yağmur arasındaki ilişki biliniyordu.
yine de büyük İngiliz bilim adamı Sir Isaac Newton 1666'da ünlü deneyini gerçekleştirene kadar ışığın renklere ayrışması tam olarak anlaşılamamıştı. Newton, bir güneş ışığı demetini üçgen kesitli cam prizmadan geçirip bir ekranın üzerine düşürerek gökkuşağının bütün renklerini içeren bir kuşak oluşturdu. Bu renkli kuşağa tayf ya da ışık tayfı denir. Newton daha sonra ikinci bir prizma kullanarak, bu renkleri birleştirip yeniden beyaz ışık oluşturdu. Böylece beyaz ışığın değişik renklerdeki ışıkların karışımı olduğunu kanıtladı.
Tayftaki değişik renklere, dalga boyları birbirinden farklı olan ışıklar yol açar. Tayfın bir ucunda gördüğümüz mor ışık görebildiğimiz en kısa dalga boylu ışıktır; öbür uçtaki kırmızı ışık ise görebildiğimiz en uzun dalga boylu ışıktır. Gerçekte tayf, mor ve kırmızı uçların ötesinde de devam eder ve çok uzun dalga boylu radyo dalgalarından, çok kısa dalga boylu gamma ışınlarına kadar uzanır. Tayfın mor ve kırmızı uçları arasında kalan ve çıplak gözle görülebilen bölümü çok dar bir dalga boyu aralığım kapsar.
Işık bir saydam ortamdan başka bir saydam ortama, örneğin havadan cama geçerken doğrultu değiştirir. Bu olaya kırılma denir. Bir cam prizmadan ya da gökkuşağında olduğu gibi su damlacıklarının İçinden geçen beyaz ışığın renklere ayrılmasının nedeni, değişik dalga boylarındaki ışığın değişik miktarlarda kırılmasıdır. Dalga boyu uzun olan kırmızı ışık en az kırılır; kısa dalga boylu mor ışık ise en fazla kırılır. Dalga boyu bu ikisinin arasında olan öbür renkler de bu iki uç arasında yer alır Çok küçük olan ışık dalga boylan, angström denen ve metrenin 10 milyarda biri olan uzunluk ölçüsüyle ölçülür.
Tayfta yedi ana renk olan mor. lacivert, mavi. yeşil. san. turuncu ve kırmızı görünür; ama beyaz ışık gerçekte yalnızca üç temel renkten oluşur. Başka renklerden elde edilmeleri olanaksız olan bu renklere birincil renkler denir. Tayfın öteki renkleri bu birincil renklerin karışımıyla oluşmuştur. Beyaz ışığın birincil renkleri kırmızı, yeşil ve mavidir. Birincil renklerin karışmasıyla ortaya çıkan üç ikincil renk çıplak gözle görülebilir. Kırmızı ve yeşilin karışımıyla sarı; kırmızı ve mavinin karışımıyla magenta (morumsu kırmızı); mavi ve yeşilin karışımıyla siyan (turkuvaz mavisi) renkleri oluşur.

türk siyasi hayatı

alakalı biri
türk siyasal tarihi ,sen ne istiyorun sorusunu hayatı boyunca sormamış insanların tarihidir.
edit:
tamamen aynı şeyleri tartışıp bir arpa boyu yol alınmadığını görmek insanı bütün bunlardan soğutuyor, "ee niye uğraştık bu kadar lan?" gibi bir durum değerlendirmesine itiyor. ayrıca birbirini yemekten sıra başka şeylere gelmiyor. milletçe siyasi konularda bu kadar yoğun bir şekilde entellektüel kapasitemizi zorladıktan sonra ortaya çıkan somut tek bir şey yok, sıfıra sıfır elde var sıfır. hala bitmek bilmeyen bir hır gür. o buna ne demiş, bu ona ne cevap vermiş, ben haklıyım, hayır ben haklıyım, sen sus halksın, sen konuşma halk bunu istiyor, ordu aşağı, ordu yukarı, demokrasi şudur, hayır budur, ben plan istiyorum, ben pilav istiyorum.
DEMİRKIRAT 1. BÖLÜM /ŞEF/
“Demokrasi, dünyanın en narin çiçeğidir. Onu yaşatan hoşgörüdür, uzlaşıdır, diyalogdur. Size bu gece ülkemizde yetişen demokrasinin doğuş ve emekleme öyküsünü anlatacağız. Coşkulu ancak güç bir dönemin örtüsünü açacağız. Bu öyküde başrolü oynayanların hiçbiri hayatta değil. Ancak kurup bize hediye ettikleri demokrasi hala yaşıyor.”
Cumhuriyetin kurulmasından 1946 yılına kadar tek partili rejimden çok partili demokratik rejime geçebilmek için 3 deneme yapıldı. Bu 3 denemeden ilki 1924 yılında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası. O dönemde tek parti olan Cumhuriyet Halk Fırkası'nın karşısına muhalif olarak çıktı ancak bu deneme başarısız oldu ve parti 6 ay sonra kapatıldı.
İkinci deneme 1930 yılında kurulan Serbest Fırka'ydı ancak bu deneme de başarısızlıkla sonuçlandı. Atatürk bu dönemde Adnan Menderes'le tanıştı ve onu milletvekili adayı gösterdi. Bu dönemde faşizm iyice yayılmıştı. 10 Kasım 1938 tarihinde Cumhuriyet Atatürksüz kaldı. Atatürk'ün ölümünden sonra yeni cumhurbaşkanını meclis seçti. Yeni cumhurbaşkanı İsmet İnönü seçildi. İsmet İnönü ile anlaşamayan Celal Bayar başbakanlıktan istifa etti. İsmet İnönü “milli şef” seçildi. İsmet İnönü'ye muhalif olan bir kesim ortaya çıkıyordu. Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan muhaliflerin başıydı.
8 Mayıs 1945'te II. Dünya Savaşı sona erdi. Toprak reformuna ilişkin tepkiyi toprak ağası olan Adnan Menderes gösterdi.
1946 yılında kurulan Demokrat Parti tek partili rejime son verdi. Halk arasında yaygın olmayan “demokrat” kelimesi “demirkırat” olarak yayıldı.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Öncelikle belgeselde halkın durumunu balo salonu-pazar ayırımıyla göstererek günümüze ışık tutmuşlardır. Zengin ve fakir arasında bu kadar uçurumların bulunması da pek değişmiş değil. O dönemlerde demokrasinin temelleri atılmaya çalışılıyor ancak pek başarılı olduklarını söyleyemem. Halk demokrasinin d 'sini bilmiyor ve eğitilmeden çok partili döneme geçilmeye çalışılıyor. Halkın sandık başına gidip oy kullanması demokratik bir ülke olmak için yeterli değil. Belgeselde de görüldüğü üzere İsmet İnönü basın yayın araçlarını ele geçirmiş ve doğru haberlerin çıkmasını, hakkında eleştiri yapılmasını engellemiştir. Adnan Menderes ise toprak reformu önerisinde toprakların kamulaştırılıp topraksız köylüye dağıtılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Adnan Menderes'in toprak ağası olarak kendi sınıfını düşünmesi aynı zamanda demokrat olması ayrı bir ironi.

DEMİRKIRAT 2. BÖLÜM /DÖVÜŞ/
“YETER! SÖZ MİLLETİNDİR.”
Türkiye Cumhuriyeti artık çok partiliydi. Demokrat Parti'yi kuran dörtlü Adnan Menderes, Refik Koraltan, Celal Bayar ve Fuat Köprülü. DP ekonomide liberalizm, siyasette demokrasiyi benimsiyordu. Partinin genel başkanı Celal Bayar seçildi.
Cumhuriyet Halk Fırkası'nın liberalleşme çalışmaları sonucunda öğrencilere örgütlenme hakkı tanındı. Üniversitelere özerklik verildi. Basın suçları affedildi ve kısıtlamalar gevşetildi. Köylüyü ezen bazı vergiler kaldırıldı. İşçiler için sigorta güvencesi getirildi. İlk olağanüstü toplantıda İsmet İnönü değişmez başkan seçilmişti. İkinci olağanüstü toplantıda İsmet İnönü'nün isteğiyle bu unvana son verildi.
İnönü seçimi öne aldı. Yeni kurulan DP hazırlıksız yakalandı daha milletvekilleri bile hazır değildi. DP seçimi boykot ederek sandık başına gitmedi. İkinci seçimlere gitme kararı aldı ve ülke ilk defa çok partili hayata geçişi deneyecekti. Sandık başlarında kargaşaların çıkması, sandıkların çalınması adil bir seçimin yapılmasını engelledi. Aydın milletvekili adayı olan Adnan Menderes Aydın'da seçilmemişti ancak Kütahya'dan seçilmişti. Hilenin karıştığı bu seçimi CHP kazanmıştı. Mecliste konu cumhurbaşkanı seçimiydi. İsmet İnönü'nün karşısına aday olarak çıkan Mareşal Fevzi Çakmak bu seçimi kaybetti ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü seçildi. Halk bu duruma tepkisini “Yeter! Söz milletindir.” sloganlarıyla gösterdi.
İnönü, Saracoğlu'nu başbakanlıktan aldı ve yerine Recep Peker'i atadı. Bayar ise yeniden genel başkan seçildi ve “özgürlük yemini” adı verilen raporu okudu. Raporda 3 talepte bulunuyordu: Anti-demokratik yasaların kaldırılması, vatandaşın oyunun güvence altına alınması, devlet başkanlığının parti başkanlığından ayrılması. İnönü kargaşa çıkmasın diye tarafsız bir cumhurbaşkanı görünümüne büründü.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Çok partili rejime geçildikten sonra ilk seçimlerde yaşanan olaylar rejimin çok başarılı ilerlemediğini gösteriyor. Seçimlerde yapılan haksızlıklar, çalınan oylar seçimin adaletsiz bir şekilde sonuçlanmasına sebep olmuş. Aslında bunun ilk seçim olmasıyla halkın ilk deneyimi olmasıyla pek alakası yok. Zira günümüzde de benzer olaylar yaşanmaktadır. İsmet İnönü'nün seçimleri erkene almasını iktidarda kalma amacına göre mantıklı bir taktik olarak görüyorum. Buna karşılık Celal Bayar'ın seçimleri boykot etmesi de o durumda yapılabilecek en mantıklı karşılık gibi görünüyor. Her iki taraf da akıl oyunlarıyla iktidar savaşı veriyor.
DEMİRKIRAT 3. BÖLÜM /ZAFER/
1950 seçimleri yaklaşıyordu. Bu dönemde 2 kişi hayatını kaybetti. Biri eski başbakan Recep Peker diğeri ise Mareşal Fevzi Çakmak. Mareşalin cenazesine önem verilmedi hatta radyolar eğlenceli şeyler çalmaya devam etmişti.
Seçim günü gelmişti. Seçime katılım %89du. İlk defa gizli oyla seçime gidilmişti. Seçimi DP kazanmıştı. 27 yıl iktidarda olan CHP kaybetmişti ve İnönü artık cumhurbaşkanı değildi. İsmet İnönü'ye askeri darbe teklifi gelmişti ancak İnönü bu teklifi reddedip seçimin sonucunu sağduyulu bir şekilde karşıladı. Askeri müdahale DP'nin önüne daha iktidara geçmeden çıkmıştı.
Türk siyasi tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Celal Bayar Türkiye'nin 3. cumhurbaşkanı seçildi. Başbakan ise Adnan Menderes oldu. İsmet İnönü'nün motorsikletli korumalarla gezmesine tepki gösteren Bayar korumalarla gezmeyi reddetti. Yeni başbakanın ziyaretine gelen bir albay, ordu üst yönetiminin darbe hazırlığı içerisinde olduğu haberiyle gelmişti. Bunun üzerine Menderes, Genel Kurmay Başkanını görevden aldı. Menderes Ezan'ın Arapça okutulması konusunda karar aldı. Bu kararı çok tepki çekti.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Mustafa Kemal Atatürk'ün silah arkadaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın liderlerinden olan Mareşal Fevzi Çakmak'ın cenazesinin böyle kaldırılması, vefatı sonrasında eğlenceli müziklerin çalınması çok saygısızca ve yanlış bir zihniyet. İnönü'nün koltuğu böyle sağduyulu bir şekilde bırakması ve darbeyi önlemesi örnek alınması gereken bir davranış. Günümüzde aynı şeyler yaşansa iktidar koltuğundan bu kadar kolay kalkabilirler mi bilemiyorum.

DEMİRKIRAT 4. BÖLÜM /İKTİDAR/
DP'nin ilk el attığı konu camilerdi. Menderes Ezan'ın Arapça okutulması kararı aldı. Bayar bu kararı onaylamayı ağırdan aldı. Menderes bunun üzerine tepkisini istifa mektubu göndererek gösterdi. Bayar istifa mektubunu Menderes'e geri iade etti ve Ezan'ın Arapça okutulması kararını onayladı. Menderes, İsmet İnönü'yü unutturmak tarihe gömmek için paraların üzerindeki resmini kaldırdı ve İnönü'nün Beyaz Trenini halka açtı.
Kore'de çıkan savaş üzerine Türkiye siyasi yalnızlıktan Amerika'nın Türkiye'yi keşfetmesiyle kurtuldu. DP, Kore'de BM'ye yardım edip NATO'ya girmeyi planladı ve planladığı gibi de oldu. Türkiye artık NATO'ya üye oldu. Truman Doktrini ile Türkiye'ye 100 milyon dolarlık askeri malzeme geldi. Sonra da Marshall Planı ile yardımlar geldi. Karayolları yapıldı, ekin ekmeye biçilmeye başlandı ve tarımsal üretim arttı. Seyhan Barajı yapılmak için Dünya Bankası'ndan 40 milyon dolar istendi ancak vermediler. Araya dönemin Amerikan cumhurbaşkanı Truman girdi ve 25 milyon dolarda anlaştılar. Seyhan Barajı'nın yürütülmesi görevi Süleyman Demirel'e verildi.
Belediye seçimlerini de büyük bir farkla DP kazandı. Ahmet Emin Yalman'ın vurulmasıyla CHP ve DP arasında büyük bir gerginlik çıktı. DP'nin, CHP'nin mallarının hazineye aktarılması konulu yasa tasarısı gergiliğin seviyesini tavana çıkardı.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Öncelikle değinmek istediğim konu Kasım Gülek'in kendisine yapılan iftiralara karşı verdiği o tepki Türk siyasi tarihine geçen en iyi cevap olabilir. Tabi ki söylenmeli miydi tartışılır ama beni güldürdü. Siyasi yalnızlıktan kurtulmak için Amerika'nın şemsiyesinin altına girmek ülkenin geleceği için yapılmış bir hareket ancak Marshall Planı denilerek yerli üretimi durdurmak ne kadar mantıklıydı bilemiyorum. Siyasetçiler dini kullanmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyecek ve en büyük düşmanımız, ülkenin sürekli karışmasının sebebi aşırı dincilik olmaya ve dini bize dayatmaya devam edeceklerdir. Ezan'ın Türkçe ya da Arapça okutulması kararlarında kararı halkın vermesi ya da her ikisinin de okutulmasına karar verilebilirdi. Aslında düşünüyorum da karar ne olursa olsun iktidar savaşı uğruna din her zaman bize dayatılmaya devam edecektir.
DEMİRKIRAT 5. BÖLÜM /KRİZ/
Türkiye'nin talebi üç yüz milyon dolarlık ek kredi reddedildi. Amerikalılar bunun yerine Menderes'e 30 milyon dolar hibe ettiler.
Menderes DP'ye oy vermeyen illeri cezalandırdı. Malatya'yı ikiye böldü ve Adıyaman kuruldu. Kırşehir'i ilçe haline getirdi. Radyo siyasal partileri kapatıldı ve memurların siyasal hakları kısıtlandı. Yargıçların ve profesörlerin erken emekliye sevk edilebilmelerine olanak tanıdı. Memurların çalışma sürelerine bakılmaksızın işten el çektirilmelerini mümkün kıldı. Bu yasaları eleştiren basını hapis cezası, para cezası ile cezalandırdı.
Ezan'ın Arapça okutulma kararı, Marshall Planı ile Türkiye'ye gelen Amerikalı eğitmen subaylar Türk ordusunu rahatsız etmeye başladı.
Bakanlar arasında halk arasında yolsuzluk söylemleri çıkmaya başladı. 11 DP milletvekili meclise önerge vererek “ispat hakkı” istediler. Menderes bu hakka karşı çıktı ve önergeyi geri almalarını istedi ancak geri almadılar. Önergeyi imzalayan diğer milletvekillerini partiden ihraç ettiler. Ayrılan 19 milletvekili Hürriyet Partisi'ni kurdular. Fuat Köprülü de Menderes'e kızıp partiden ayrıldı.

BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Bölümün başında yapılan yardımlar sonucunda Amerika daimi müttefikimiz olacak denmiş. Ancak yardımlar bir yere kadar yapılmış. Zaten yardımların sürekli yapılacağı düşünülemezdi. Bir yerden sonra her ülke kendi çıkarını düşünür. Menderes Amerika'dan dönerken ekonomik sorunların artacağını anlamış ancak bu konuda hiçbir önlem almamış. Hatta aksine muhalefetle uğraşmaya devam etmiş.
DP iktidara gelmeden önce daha öncekileri demokrat değilsiniz diye eleştirirken, ülkenin demokratikleşmesi için bir sürü çaba gösterirken iktidara gelmesiyle sanırım gücün de etkisiyle anti-demokratik uygulamalarda bulunmuş. İktidara sahip olan bir süre sonra ülke için değil daha fazla güç için çalışıyor ve önüne çıkan engelleri demokrasiyi çiğneyerek aşmaya çalışıyor.
Ülkemize gelen Amerikalı eğitmen subayların askerimizin başına getirilmesi, asker tarafından sanki Türk askeri savaşmayı bilmiyor da eğitiliyor gibi algılanmış ve bu da askerle iktidarın arasını açmış. Yapılan yolsuzlukların ortaya çıkmaması ve kabinesini korumak için Menderes “ispat hakkı” yasa tasarısına karşı çıkmış. Maalesef bu yaşananlar kurup bize hediye ettikleri demokrasinin yaşamasını zorlaştıran olaylar olmuş.

DEMİRKIRAT 6. BÖLÜM /BASKI/
Yeni yasalar çıkarılmaya devam etti. 23 yargıç bir emirle emekliye sevk edildi. Sonra basın yasası çıkarıldı. Resmi şahıslarda kötü düşünceyi davet edecek yayınlar yasaklandı. Son yıllarda 238 gazeteci mahkum olmuştu. Yasalarla cezalar ağırlaştırıldı. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası çıkarılmasıyla protesto amaçlı gösteriler suç sayıldı.
1957 seçimlerini DP %48 oyla kazandı. Milli gelir düştü enflasyon artmıştı. Seçim sonrası Menderes devalüasyon kararı aldı. Dolar 9 liraya çıktı. Orduda artık ihtilal için gün sayılıyordu. 9 subay tutuklandı.
Bağdat Paktı görüşmeleri için Irak devlet başkanları İstanbul'da beklenirken devlet başkanları yerine bir haber geldi. Irak'ta darbe olmuş ve devlet başkanları öldürülmüştü. Bu darbe Bağdat Paktı'nın sonu oldu. Londra uçak kazası sonucunda İsmet İnönü, Adnan Menderesi ziyarete gitti. Menderes, İnönü'yü ziyarete gitseydi araları iyileşecekti ancak Menderes ziyarete gitmedi.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
İktidara gelen, sorunlarla mücadele etmek yerine muhalefetle mücadele ediyor. Güç yer değiştirdiğinde ise yine aynısı oluyor. Bu hatalardan ders çıkarılması gerekirken günümüzde de yine aynı şeyler yaşanıyor. Değişen tek şey tarih. Birleşip ülke sorunlarını çözüme kavuşturmak, çalışmak, üretmek, her konuda gelişmek yerine birbirimizle savaşıyoruz. Farklı düşüncelerle savaşıyoruz. Aslında olması gereken farklı düşünceleri dinleyip önlem almak. Ülkemizde bu düşünce yapısı değişmedikçe hiçbir problem çözülemeyecek.
Hakim ve savcıların görevden atılması, basının susturulması konuştuklarında ise cezalandırılması, hapishanelerin gazetecilerle dolup taşması, muhalefeti kapatmaya çalışmak… Bunları yapanlar demokrat olduğunu iddia eden kişiler. Ne kadar da demokratik yasalar öyle değil mi? Menderes güçlendikçe baskıyı artırmış ve demokrasiyi rafa kaldırmış.



DEMİRKIRAT 7. BÖLÜM /İSYAN/
İktidar ve muhalefet partilerinin arası iyice bozulmuştu. Askerler İnönü'ye siyasi lider gibi değil komutan gibi bakıyorlardı. Silahlı kuvvetler ihtilal için bir lider arıyorlardı. İzmir'de yurt içi bölge komutanı olan Cemal Gürsel, kara kuvvetleri komutanlığına getirildi. Alpaslan Türkeş kara kuvvetleri genel sekreterliği şube müdürlüğüne tayin edildi. İhtilal için yeniden gün sayılıyordu.
DP, CHP'nin yasa dışı yollarla iktidara gelmeye çalışması gibi gerekçelerle soruşturma komisyonu kurmaya karar verdi. Kurulan komisyon tüm siyasi faaliyetleri yasakladı, komisyonla ilgili haberlere yayın yasağı koydu. Ardından getirilen bir yasayla komisyona olağanüstü yetkiler verildi. Muhalefet polis yoluyla meclisten çıkarılmıştı. Basın ise artık tamamen durdurulmuştu. Üniversitelerde öğrenciler toplanmaya başlamış. Polis müdahalesi sonucunda ölenler ve yaralananlar olmuş. Sıkıyönetim ilan edildi ve üniversiteler kapatıldı. Ordu artık iktidarın elinde değildi. Menderes'e, yakın arkadaşları istifa etmesini söylediler ancak Menderes istifa etmedi.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
O yıllarda demokrasiye geçiş süreci gerçekten zor ve sancılı olmuş. Menderes döneminin son yıllarına doğru demokrasi artık göstermelik hale gelmiş. Halkın sözünün, oyunun bir önemi kalmamış. Fikrimce iktidar ihtilale koşa koşa gitmiş ya da ihtilalin yaklaştığını fark edemeyip yerlerinde durmaya devam etmiştir. Kötü gidişat engellenemediğinde koltuğu bırakmak, istifa etmek bu kadar zor olmamalı. Celal Bayar keşke Menderes'in istifasına rıza gelmiş olsaydı da kimsenin canı yanmasaydı. Belgeseli izlerken yaşananların yaşanmamış olmasını, değişmesini istedim. Ancak olanlar çoktan oldu. Asla kabul edemeyeceğimiz darbe ve idamlar gerçekleştirildi. Siyasi tarihimizin kanlı bir geçmişi olarak hafızalarda yer etti.
DEMİRKIRAT 8. BÖLÜM /DARBE/
Celal Bayar rejimi kurtarmak için Menderes'e yarı askeri rejimi önermiş. Adnan Menderes düşüneyim diyip Eskişehir'e gitmiş.
Cumhurbaşkanlığı köşkünde Ahmet Köksal, Bayar'ı tutuklamak için işaret bekliyormuş. Harp okulunda ihtilalin son hazırlıkları yapılmış. Radyoyu Albay Alpaslan Türkeş ele geçirdi ve TSK' nın idareyi ele geçirdiğini bildiride okudu. İhtilal başladığında ölenler oldu ve ihtilale kan bulaştı. Cumhurbaşkanı Bayar'ın 45 dakika içinde teslim olunması istendi. DP milletvekilleri tek tek tutuklanmaya başladı. Bayar kafasına silah dayamış ancak kendisini vurmasını askerler engellemiş ve tutuklamışlar.
Menderes Kütahya'ya gitmiş. Muhsin Batur, başbakan Menderesi ve maliye bakanı Hasan Polatkan'ı tutukladı. Cemal Gürsel ihtilal lideri olarak İzmir'den Ankara'ya gelmiş. Asker seçimle gelmiş iktidara el koymuştu.

BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Erken seçime gidilseydi ya da Adnan Menderes'in istifa etmesine Celal Bayar izin verseydi belki de bu yaşananlar yaşanmazdı.
DP iktidardayken yanlış ve baskıcı yönetim sergilemiş. Demokratikleşmeye çalışan ülkemizde seçimle iktidara gelen seçimle gitmelidir. Silah zoruyla kimse iktidara sahip olamaz. Darbe asla bir çözüm yolu değildir mecburluğundan bahsedilemez. Demokraside her zaman bir çıkış yolu vardır. Bu olay Türkiye'nin geleceğini kötü bir şekilde etkiledi. Bu 60 darbesiyle birlikte Türkiye'de demokrasiye geçiş süreci büyük yaralar aldı.

DEMİRKIRAT 9. BÖLÜM /ADA/
İhtilalin başındaki Tümgeneral Madanoğlu, Bayar'ı istifaya zorladı ancak Celal Bayar cumhurbaşkanlığından istifa etmedi. Madanoğlu işe üniversiteleri sokmaya karar verdi. Profesörlerden anayasa hazırlamalarını istedi. Milli Birlik Komitesi hazırlandı. Profesör Heyeti, Milli Birlik Komitesi ve Bakanlar Kurulu'nun başında Cemal Gürsel bulunuyordu. Cemal Gürsel, İsmet Paşa'nın bu ihtilalle alakası olmadığını, 3 ay sonra seçime gidileceğini ve DP için yargılama olmayacağını açıklamış. Ordu içinde erken seçime karşı çıkanlar olmuş. Bunlardan biri Alpaslan Türkeş olmuş. Cemal Gürsel kararından vazgeçip DP'nin yargılanması kararını vermiş ve tutukluları Yassıada'ya göndermiş. Yassıada'da sorgulamalar başladı. 1924 Anayasası askıya alındı. Cemal Gürsel cumhurbaşkanı oldu. DP kapatıldı. Yassıada'da halka göstermelik bir film çekildi.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Gürsel 3-4 günde planlanmaya çalışılan ve sonrası hiç düşünülmeyen bu ihtilal sonrasında ne yapacaklarını bilememiş. Başta yargılama olmayacak erken seçime gidilecek demiş. Ancak sonradan ordu içinde erken seçime karşı çıkan grubun fikrini dinlemiş. Erken seçime karşı gelen grup ihtilalin meşru olabilmesi için DP üyelerinin yargılanması gerektiğini söylemiş. Bunun üzerine Gürsel yargılanmaları gerektiği kararına varmış. Fikrimce erken seçime gidilmeliydi. Ordu, laikliğe ve cumhuriyet değerlerine kim el uzatırsa karşısında ordu göreceğini söylemiş. Ancak mutlak güce sahip olunca davranışları insanlık dışı muamelelere dönüşmüş. Yanlış yürütülmüş bir iktidar politikası olsa da bu yapılanlar, adamların göstermelik filmini çekip sinemalarda göstermek 'hadi bakalım yemek ye' 'iştahından da hiç ödün vermemiş' gibi cümlelerle dalga geçmek ne kadar doğru? Hele o dış sesin mahkemeler sonuçlanmadan insanları yargılaması…
DEMİRKIRAT 10. BÖLÜM /İDAM/
İlk duruşma Yassıada'da başladı. Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı'nda öncelikle küçük dosyalara bakıldı. Milli Birlik Komitesi üyeleri arasında anlaşmazlıklar çıkmaya başladı. Bir tarafta 14'ler grubu diğer tarafta Madanoğlu grubu. Cemal Madanoğlu tarafı hemen seçime gidip kışlaya dönmek istiyordu. Alpaslan Türkeş tarafı yani 14'ler grubu bunun iktidarı İnönü'ye vermek olduğunu düşünüyordu. 14'ler grubu emekliye sevk edilip yurt dışına göreve gönderildiler. Kurucu Meclis kuruldu ve 1961 Anayasası %60 evet oyu ile kabul edildi. 7 parti daha kuruldu.
Yassıada'da karar günü gelmişti. Menderes 1 gece önceden intihar etmeye çalıştı. 15 kişiye idam cezası verildi. Son kararı Milli Birlik Komitesi vermiş ve 3 kişinin; Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam cezasını onaylamışlar.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Bu belgeselde demokrasinin doğuşunu, hayatta kalma çabasını, ilk serbest genel seçimlerin yapılışını, bir iktidarın yıkılışını izledik. En sonunda da sürekli değişmesini istediğim bir son gerçekleşti. Askeri müdahale gerçekleşti. Ardından 3 kişi idam edildi. Ülkenin demokrasiyi kurma çabası yine boşa gitti. İdamlar olmasaydı şu an idamları konuşmak yerine o dönemde yapılan hataları, hataların tekrar yapılmaması için önlemleri konuşuyor olabilirdik.
Askerin siyasetten uzak kalması gerekliliğini tarihimizde birçok örnekte görebiliyoruz. Askerlerin arasındaki emir-komuta yetkisi siyasi alanda iyice karmakarışık oluyor. O dönemde de darbeyi yapan subaylar başa geçince komutanlarına emir vermeye başlamışlar. Bu da zaten belirsiz ve karmakarışık olan durumu iyice arapsaçına çevirmiş.
12 MART 1. BÖLÜM /SANCI/
“Demokrasi yolunda 1960'ların sokaklarından önce ihtilalciler geçti. Sonra zafer şarkılarıyla gençler, isyan bayraklarıyla işçiler, sağcılar, solcular ve yeniden darbeciler. Ülke ihtilalin pençesinde 12 yıl geçirdi ve sonunda tüm yollar yine aynı kavşağa çıktı.”
Menderes'in asılacağı gün iki AP yöneticisi, Milli Birlik Komitesi'ne Menderes'in idamı durdurulamıyorsa intihar süsü verilmesini teklif etmişler. Ordu üçe ayrılmıştı: Gürsel'le birlikte olan Milli Birlik Komitesi, gücü elinde bulunduran Silahlı Kuvvetler Birliği ve başlarında Cevdet Sunay, Talat Aydemir önderliğinde Albaylar Cuntası.
15 Ekim 1961 seçim günüydü. AP, CHP karşısında seçimi kazanıyordu ancak hiçbir parti tek başına iktidar olabilmek için gerekli oyu alamamıştı. Üç sağ partinin koalisyon kurması DP'nin yeniden doğması anlamına geliyordu. Ordu bunu engellemek için bir protokol hazırladı ve seçimi iptal edip hükümeti kendileri kuracaktı. İsmet İnönü bunu engellemek için bir çözüm yolu buldu. Ordu, Cemal Gürsel'in Cumhurbaşkanı olmasını istedi. Bu gerçekleşmezse seçime darbe gerçekleşecekti. AP'nin cumhurbaşkanı adayı Ali Fuat Başgil'i adaylıktan vazgeçirdiler ve Başgil o gün Türkiye'yi terk etti.

BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Hükümete darbe yapmalarının sebebi, 3 insanın idam edilmesinin sebebi demokrasi arayışı. İktidarın baskıcı yönetiminden kurtulup demokrasiyi kurtarmak. Ancak seçim sonuçlarını beğenmeyip, milletin iradesini göz ardı edip seçime darbe girişiminde bulunarak Meclisin açılmasını engelleme hakkı olduklarını düşünüyorlar. Ordu birlikte çıktıkları ihtilal yolunda ihtilal sonrası üçe ayrılıyor.
Bu da askerin yetiştirilme tarzının siyasete uygun olmadığını kanıtlıyor. Gücü elinde bulunduran ülkenin geleceği için, demokrasiyi tam anlamıyla gerçekleştirmek için çabalaması gerektiğini unutuyor.
AP'nin “intihar süsü verme” önerisi de insanlık dışı bir öneri. Keşke bunun yerine herkes idamın gerici bir hareket olduğunu, ülkemizi yaklaşık 100 yıl geriye götüreceğini düşünüp idamı engellemeye çalışsalardı. İdamın üzerimize bulaştırdığı kan lekesi günümüzde hala silinmiş değil.
Seçimde AP'nin fazla oy almasının sebebi halk arasında “Menderes beyaz atıyla aramızda geziyor” düşüncesi olabilir diye düşünüyorum. DP'nin gitmesini isteyen halk yeniden DP'nin varisi olan AP'yi neden seçsin?

12 MART 2. BÖLÜM /ALBAY/
Meclis açıldı ve Milli Birlik Komitesi tarihe karıştı. Mecliste tüm komutanlar izleyici locasındaydı. Cemal Gürsel Türkiye Cumhuriyeti'nin 4. Cumhurbaşkanı oldu. Başbakan ise İsmet İnönü oldu. 1961 Anayasasıyla siyasi toplumsal haklar genişletilmiş. Türkiye toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, örgütlenme özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, özerk üniversite, planlı ekonomi gibi yeni kelimelerle tanışıyordu. Çalışma Bakanlığı'na Bülent Ecevit adlı gazeteci getirilmişti.
Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay ihtilale karşıydı. Ordu protokol imzaladı ve 20 gün içinde iktidara el konulacaktı. İhtilalin başında Talat Aydemir vardı. 22 Şubat ihtilalin günüydü.


BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Ülke bir türlü rahat siyasi dönem geçirememiş. 60 darbesi ve idamlardan sonra ülkede yeniden demokrasi arayışına girilmiş demokratik uygulamalar yapılmış. Ancak siyasetçilerle ordunun arası bir türlü düzelmemiş. Ordu kendi arasında da karmakarışık bir şekilde ve tabi ki bunun sonucunda ordu yine ihtilale kalkışmış. İsmet İnönü her ne kadar engellemeye çalışsa da ihtilalin başında olan Talat Aydemir, ihtilalin gerçekleşmesi için elinden geleni yapmış. İhtilal yerine daha demokratik uygulamalarla sorunlar çözülebilir miydi? Çözümsüz problem yoktur. Her şeyin bir çözümü vardır. Talat Aydemir ve ihtilalciler bu sorunu zor kullanarak çözmeyi seçmişler. Darbe asla bir çözüm yolu değildir. İşleri her zaman daha da karıştırır. 60 darbesinden sonra yaşananlar da bunun bir örneği.

12 MART 3. BÖLÜM /İSYAN/
Sunay, ihtilali engellemek için 2 albayı tutukladı. Bunu duyan Talat Aydemir 22 Şubat 1962 ihtilalini başlattı. İnönü, eğer kan dökülmeden vazgeçerlerse hepsini emekli edeceğini yargılatmayacağını söylemiş. Genelkurmay gereğinde ateş emri verdi. İhtilali desteklemeyen hava kuvvetleri harp okulunun üstünde uyarı uçuşları yapmış. Radyoyu ihtilalciler ele geçirmiş. İhtilalciler önce tayinlerin iptal edilmesini daha sonra biraz talebi yumuşatarak sadece Talat Aydemir'in görevde kalmasını talep etmişler. İnönü bunu reddetmiş ve “ihtilalci müzakereye girdiği an kaybetmiştir” demiştir. Talat Aydemir çok kan döküleceğini düşünerek ihtilalden vazgeçti. İsmet Paşa isyanı bastırmıştı. İnönü “tedbirler kanunu” çıkararak ordunun ve 27 Mayıs'ın eleştirilmesini yasakladı. Demokrasi önüne çıkan bir engeli atlatmıştı.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Eğer ihtilal gerçekleşseydi kazanan taraf olmazdı. Çok kan dökülür birçok kayıp verilirdi. Talat Aydemir belki bunu fark ettiği için –ki önceden bunu tahmin ediyor olması gerekiyordu- belki de kaybetme ihtimalini düşünerek ihtilalden şimdilik vazgeçmişti. Talat Aydemir vazgeçerken demokrasiyi düşündüğü için vazgeçtiğini de söylemiş. Bir ihtilalcinin bunu söylemesi garip geldi. Çünkü demokrasinin varlığını korumak için darbe gibi demokrasiyi yerle bir eden bir yolu seçmişti.
İsmet İnönü'nün yılların verdiği askeri ve siyasi deneyiminden kaynaklı aldığı kararlara hayran kaldım diyebilirim. Onun sayesinde ülkemizde maalesef zar zor hayatta kalabilen demokrasi biraz daha yaşama fırsatı bulmuş.

12 MART 4. BÖLÜM /BASKIN/
Başbakan İnönü, Talat Aydemir ve arkadaşlarının darbe girişimini son anda engellemişti. Aydemir ve arkadaşlarının af tasarısı meclise gelince eski demokratların da affedilmesi istenildi. Ortalık karışınca İnönü istifa etti. Türkiye'nin ilk koalisyonu 6 ayda dağıldı. Eski demokratlardan cezası az olanlar af yasasından yararlandı. 22 Mart 1963'te Celal Bayar'a sağlık affı çıktı. Bu af tasarısı ülkeyi ikiye ölmüştü ve ülkede kargaşa çıkarmıştı. Bunun üzerine Bayar'a sağlanan af geri alındı ve Kayseri'ye geri gönderildi. Talat Aydemir 20 Mayıs'ta arkadaşlarıyla toplanıp 23.00 da tekrar denemeye karar verdiler. Radyoevi'ni işgal eden ihtilalciler saat 00.12'de bildiriyi okumaya başladılar. Cevdet Sunay Radyoevi'ni ele geçirdi ve isyanı sona erdirdi. Harpokulu kuşatıldı. Kaçan Talat Aydemir yakalandı ve Fethi Gürcan ile idam kararı verildi.


BÖLÜM DEĞERLENDİRME
İsmet İnönü'nün ikinci kez Talat Aydemir'i affetmesi sonrası Aydemir'in tekrar bir girişimde bulunması çok normal olacak ki affedilir affedilmez tekrar planlar yapmaya başladı. Öte yandan süregelen Kayseri olayı ve Celal Bayar'ın geçici affından sonra ülke karışıklığı Talat Aydemir'in işine geldi.
Celal Bayar'ın affından sonra başkentte AP Genel Merkezi'nin basılmasıyla Süleyman Demirel'in “Bu ülkede 50 sene demokrasi olmaz.” sözü günümüze kadar ulaşmış durumda. Demokrasi halen tam anlamıyla oturmuş değil.
Talat Aydemir'in girişiminin sonuçsuz kalması sonrasında psikolojik olarak sağlıksız kalmasından olacak ki mahkemede de bu girişimlere devam etmek istediğini dile getirerek idama davetiye çıkarmış ve idam edilmiş. Eğer serbest kalırsam devam ederim dedikten sonra İsmet İnönü infaza karar vermiş. Hapis cezası verilebilirdi. Yine ihtilaller yine idamlar yine isyanlar ve yine karmakarışık bir ülke…
12 MART 5. BÖLÜM /DEMİR-EL/
İsmet İnönü krizleri çözmesinin yanında iyice yorulmuştu. 22 Kasım'da ise Amerika'da Kennedy suikastinden sonra İnönü ikinci kez Amerika'ya gidecekti. 27 Kasım'da yeni başkan B. Johnson'la görüşecekken Ankara'dan gelen koalisyon ayrılması haberi İnönü'nün başbakanlığını düşürdü. Amerika dönüşü üçüncü koalisyonda yeterli bir sayı olmamasına rağmen tekrar başbakan seçildi. 21 Şubat'ta İnönü'ye suikast girişiminde bulunuldu ama sonuçsuz kaldı. 15 Mart'ta Kıbrıs olaylarından dolayı Londra Konferansına başvuran Türkiye olumsuz yanıt aldı.
AP genel başkanı Ragıp Gümüşboğa vefat etti. Ertesi gün yapılan seçimleri AP kazandı. AP genel başkan adayı olarak Süleyman Demirel ve Sadettin Bilgiç iki kişi vardı. Her şey Sadettin Bilgiç için iyi giderken Kıbrıs görüşmesi için yazılı metni okuyamamasıyla Celal Bayar'ın yakın çevresine Süleyman Demirel demesi üzerine seçimi kaybetmesine yol açtı.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Ordu siyaseti yönlendirip duruyor herkese mektuplarla emirler yağdırıyor. Kendisine laf ettirtmiyor. Beğenmediği bir şey olduğunda hemen darbe girişiminde bulunuyor ama Kıbrıs'a teçhizat yetmez diye zayiat verirler diye harekat yapamıyor. Aslında ellerindeki teçhizatla siyasete karışmak yerine Kıbrıs'a çıkarma yapabilirlerdi.
13 Şubat'ta TBMM'de İsmet Paşa kaybederse istifa edeceğini söylemiş. Demirel, İnönü'den aldığı taktikle hükümeti devirdi ve İnönü en kısa zamanda istifasını vereceğini söyledi, bir daha da iktidar olmayacaktı. Böylelikle bir devir kapanmıştı.

12 MART 6. BÖLÜM /SAĞ-SOL/
Seçimlere 8 ay vardı. Bu 8 aylık geçici dönem için hükümet kuruldu. Suat Hayri Ürgüplü hükümeti CHP'nin dışındaki 5 ayrı partiden kurdu. Süleyman Demirel başbakan yardımcısı oldu. Sağ aradın partisi AP, lideri ise Süleyman Demirel'di. Sağ tarafın diğer ismi olan Alparslan Türkeş CKMP genel başkanı oldu. CHP'de umduğunu bulamayan solcular TİP'te toplandı. Seçimi AP kazandı. Süleyman Demirel hükümeti ele geçirdiği sırada ekonomi sarsılmış, yatırımlar durmuş, ticaret açığı büyümüştü. Dış politikada Kıbrıs sorunu hala duruyordu. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tedavi için yurtdışına gönderildi. Orada komaya giren Gürsel Türkiye'ye yeniden getirildi.
Cemal Tural, Genel Kurmay Başkanlığına atandı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay oldu. Alpaslan Türkeş, Genel Kurmay Başkanının cumhurbaşkanı yapılmasına karşı çıktı.
19 Mayıs'ta kızların şort giymesine karşı çıkan aşırı dinci kesim Atatürk büstlerini parçaladı. Genel af çıktı. Aydemir arkadaşlarının cezalarının 1\3ü affedilecek, Kayseri'deki DP'lilerin de siyasi hakları geri verilmeden serbest bırakılacaklardı. CHP'nin Genel Sekreteri Bülent Ecevit oldu.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Genel Kurmay Başkanı'nın cumhurbaşkanı yapılması ordunun gönlünü yapma konusunda etkili olabilecek bir şey. Ancak ordu hiçbir zaman siyasete karışmamalı. O yıllarda ordu hükümetin içinde olmasa da baskısı hissediliyormuş. Demokrasinin silah zoruyla sağlanacağı düşüncesi ordudan hiç silinmemiş. Talat Aydemir ve arkadaşları gitmiş yerlerine başka ihtilalciler gelmiş.
19 Mayıs gösterilerinde kızların şort giymesine, batılılaşmaya karşı çıkan gerici kesim ülkeyi karıştırmış. Atatürk büstlerini baltalamışlar. Sağ-sol ayrımı değil de en çok yok edilmesi gereken kesim gerici kesim. Bu kesim günümüze kadar gelmiş, halen varlıklarını sürdürmektedir. Günümüzde bile insanların ne giydiği, nasıl giyindiği tartışma konusu.
12 MART 7. BÖLÜM /BAŞKALDIRI/
TİP'in mecliste dövülmesinden sonra “milli bakiye sistemi” kaldırılarak TİP'in bir daha meclise girmesi engellendi. 1968'de dünyada gençlik eylemleri iyice artmıştı. Devrimci öğrenciler sokağa çıktı ve sağcı bir grubun saldırısıyla kana bulandı. Sağcıların siyasi örgütü olarak bilinen Milli Türk Talebe Birliği cihat ilan etti.
Üniversitelerde ilk boykot eylemi ilahiyat fakültesinde kız öğrencilerin okulda başörtüsü takmak istemesiyle başladı. Bu eylem AP'li milletvekilleri tarafından da desteklendi. İstanbul hukuk fakültesi öğrencileri rektörlüğü ele geçirerek işgal komitesi oluşturdular. 1968'in isyan ateşini tutuşturan kişi Deniz Gezmiş'ti. Gençlerle uzlaşma yoluna gidildi. 6. Filo ile gelen Amerikan Askerlerine karşı tepki yeniden büyüdü. Bu olaylarda 17 Temmuz bilançosunda 1 öğrenci öldü. Arkadaşlarının cenazesini alamayan gençler büyük bir gösteri yaptılar. Kortejin başında Deniz Gezmiş vardı. Polisle çok şiddetli bir çatışma yaşandı. CKMP'li gençlere komando dersi verilmiş. ODTÜ'yü ziyarete gelen Amerikan elçisinin arabası yakılmış ve bunu yapanlar okuldan atılmış. ODTÜ rektörlükçe kapatıldı. İsrail'e karşı gerilla yetiştiren Filistin kampları bir anda Türk öğrencilerle dolmuştu. Bu öğrencilerin arasında Deniz Gezmiş'te vardı.
Taksim'de sağcılar ve solcular kanlı bir şekilde birbirleriyle savaştılar. 2 ölü 114 yaralı vardı. Gericiler, bir cenaze çıkışı İsmet İnönü'ye saldırmak istemişler ancak başarılı olamamışlar. Buna tepki olarak gericiliğe karşı bir yürüyüş düzenlendi ve başında Uğur Mumcu vardı. O yürüyüşte Abdullah Öcalan da vardı.
Bayar ve arkadaşlarının siyasi haklarının geri verilmesi için Anayasa değişikliği gerekiyordu. İnönü de bunu destekliyordu. Ordu bu af kanununa karşıydı. İnönü orduyla arasındaki gemileri yakmıştı. Bayar'ın af meselesi seçime kadar rafa kaldırıldı.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Gericiler artık nasıl bir zihniyetteyse ülkenin geleceği için savaşan Atatürk'ün silah arkadaşı olan İnönü'yü bile linç etmek istemişler. Vatanseverlik ne demek hiçbir fikirleri yok. Öncelikle vatanseverliğin ne olduğunu öğrenmeleri gerek.
Batı'da uzaya çıkma çalışmaları yapılırken ülkemizde bu olayların yaşanması çok üzücü. Sağcısı solcusu herkes bu ülkenin vatandaşı. Böyle küçük şeylere takılmasak uzaya çıkan biz olabilirdik.
Ordu hep siyasete karışmış. Ülke hep bununla uğraşmış. Hep bir baskı altında yönetilmiş. Demokrasinin ülkemizde tam oturması için harcanan emekler hep bir ihtilalle, ordunun siyasete karışmasıyla son bulmuş.
12 MART 8. BÖLÜM /CUNTA/
1969 seçimlerinde yine Adalet Partisi çıktı. Mecliste bütçe tasarısı görüşmelerinde 41 AP'li milletvekili kendi tasarılarına ret oyu verdi. Demirel yeni bir hükümet kurdu ve bu isyancı arkadaşlarını partiden uzaklaştırdı.
Hükümetin yeni sendika yasasına karşı işçiler yürüyüşe geçti. Bu yürüyüşte 4 ölü 100ü aşkın yaralı vardı ve 150 kişi tutuklanmıştı. Demirel sıkıyönetim ilan etti.
Washington'da Türkiye'deki haşhaş üretiminin ülkeyi zehirlediği kararı alındı ve Demirel'den üretimi durdurmasını istediler. Demirel bunu reddedince istenmeyen adam oldu. Devalüasyon sonucunda 1 dolar 15 lira olmuştu. Faruk Gürler Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. Mahir Kaynak sayesinde Madanoğlu cuntası çökertildi. Ancak TSK cuntası da vardı. Başlarında ise Gürler ve Batur vardı. Ordu Demirel'i devirmeye kararlıydı.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Üretmeyen bir toplum olarak, aslında siyasi oyunlar darbeler yüzünden üretemeyen bir toplum olarak ülkenin gidişatını yine darbeyle çözmeye karar vermişiz. Ülke darbe ve idamlarla refaha ulaşmaz, ulaşamaz. Bunlar ülkeyi gerileten hareketlerdir.
Ayrıca bilimi değil silahlanıp kavgayı seçmiş gençlerle, akılları sürekli politikada olan askerlerle, gerici aşırı dinci kesimle ülke ayakta kalmayı yine de başarmış. Ordu bu haldeyken ülkemize savaş açılsaydı 2 günde ülkemizi alırlardı. Demirel'in de dediği gibi asker siyasetle uğraşırsa ülkeyi dış tehlikelerden kim koruyacak?

12 MART 9. BÖLÜM /MUHTIRA/
4 Amerikalı havacı kaçırılmıştı ve kaçıran kişinin Deniz Gezmiş olduğunu düşünüyorlardı. ODTÜ'yü asker kuşattı ve çatışma 9 saat sürdü. 3 ölü 26 yaralı vardı. 200 öğrenci gözaltına alındı ancak Deniz Gezmiş ve Amerikalı askerler bulunamadı. Deniz Gezmiş ve arkadaşları askerleri salıverdi.
Cuntacılar ihtilalin tarihini 9 Mart olarak belirledi. Gürler, ihtilalden vazgeçti. Yeniden toplantı yapıldı ve Demirel'i devirme planları yapıldı. Cevdet Sunay, ihtilalin olacağından haberi vardı ancak Demirel'e söylemedi. 12 Mart 1971 tarihinde Başbakan Demirel'in çekilmesi gerektiğini söyledi. Ordunun muhtıra yazdığı haberleri ortaya çıktı. O metinde istediğimizi yapmazsanız iktidara el koyacağız diyordu. Saat 13.00'te ihtilal bildirisi okundu. Bu bildirinin ilk ihtilal bildirisinden farkı ordu bu sefer yönetime el koymayacaktı. Sadece hükümetin değiştirilmesini istemişler ve değiştirilmezse o zaman ele geçireceklerini söylemişler. Başbakan 4 saat boyunca ne yapacakları hakkında 2 toplantı yaptı. Demirel, Meclisi açık tutmak için istifa etti. Komutanlar başbakanın istifasını bir yemekte kutladı.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
Ülkenin başına gelen yöneticiler demokrasi, hak, hürriyet, ülke menfaatleri konusunda hiçbir şey yapmamışlar ve ülke o yıllarda hiç gelişememiş. Anlamadığım kısım halk destekleyip başa getiriyor.
Sonrasında asker ihtilalle baştan indiriyor. Halk eğitimsiz olduğundan demokrasi ülkede çok uygulanamamış ve her seferinde asker müdahalesiyle sonuçlanmış. Bazı Generaller de ülkenin geleceği için değil de güç gösterisi yapmak için ülkeyi yönetebilmek için ihtilal girişiminde bulunmuşlar.
12 Mart aslında bir ihtilal değil bir uyarı niteliğinde olmuş. Ancak bunun bir önemi yok. Her türlü demokrasi yara almış. Seçimle başa gelen iktidar, iktidarda olduğu sürece ordu baskısı altında ülkeyi yönetmiş ve en sonunda da ordu muhtırasıyla hükümetten istifa etmiştir.

12 MART 10. BÖLÜM /RÖVANŞ/
Başbakan Demirel, 4 generalin tek sayfalık bir muhtırasıyla devrilmişti. Demokrasiyi savunan nice gazeteci bu hükümetin devrilmesine sevindiler. 5 general 1 amiral 35 albayın emekliye sevk edilmesini yeni hükümet kurulmadığı için vekaleten Demirel imzaladı. İnönü darbe karşıtıyken ihtilal yanlısı oldu. 16 Mart günü Deniz Gezmiş yakalandı. Başbakan Nihat Erim oldu. Bülent Ecevit CHP Genel sekreterliğinden istifa etti. Başbakan Nihat Erim yeni hükümeti kurdu. Kabinede ilk kez bir kadın bakan da vardı. İşe 2 yenilikle başladı. İlki Genel Kurmay Başkanı'nın makam arabasının protokoldeki yerini yükseltmekti. İkincisi ise Amerika'nın yıllardır ısrar edip yaptıramadığı haşhaş ekimi yasağını uygulamaya koymak.
Aşırı sağcı ve aşırı solcuların eylem girişiminde bulunacağı haberleri yayıldı. 11 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Gece dışarı çıkma yasağı konuldu. Başbakan Erim, 1961 Anayasası bize lükstür demiş. 1961 Anayasasının 40 maddesi budandı. 27 Mayıs'ta askerin getirdiği özgür Anayasa 12 Mart'ta yine asker tarafından geri götürülüyordu.
İsrail Başkonsolosu THKPC tarafından kaçırılmıştı. 12 Mart'ın insan avı başlamıştı. Yazarlar, aydınlar, gazeteciler, politikacılar, sendikacılar… Tutuklananlar 500 kişiyi bulmuş. İran konsolosu Nişantaşı'nda bir evde ölü bulundu. Deniz Gezmiş ve arkadaşları için idam kararı verildi. Başbakan Erim istifa edeceğini söyleyip istifadan geri vazgeçti. Reform hayalleri suya düşmüştü. Siyasi suçlar için idam cezasını kaldıralım diyen İnönü'ye ilk karşı çıkan Süleyman Demirel oldu. Demirel idamı savunuyordu. İdam kararları meclisten ve köşkten geçirildi. Anayasa Mahkemesi bu kararı bozdu ancak meclis yeniden aynı kararı aldı. 6 Mayıs'ta Ankara'da sokağa çıkma yasağı vardı. 6 Mayıs Deniz ve 2 arkadaşı için idam günüydü. 25 Aralık 1973'te İnönü vefat etti.
BÖLÜM DEĞERLENDİRME
M. Ali Birand, belgeselin sonunda söylediği sözlerinde çok haklıydı. “Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşı bugün yargılansa en fazla 15 yıl hapis cezası alacaklardı. 12 Mart'ın faturasını yüzlerce aydın, binlerce gençle birlikte bu üç beden de ödedi. Dönem yine idamla sonuçlandı. Bizler geçmişimizi çok kolay unutuyoruz. Bütün bunların sorumlusu vatanı kurtarmanın sorunları çözmenin tek yolunun gerçek demokrasi olduğuna inanmayanlar, başka yollar arayanlar, hep biz haklıyız diyenlerdir.”
İdam sahnelerinde çok kötü oldum. Ne olursa olsun idam çok ağır bir yaptırım olmuş. Devrimcileri terörist olarak gören, can alarak doğruyu yaptığını düşünenler ülkeyi kurtarmayı can almadan yapmaya çalışanların canlarını aldılar. Herkesin amacı demokrasiyi getirmek gibi görünüyor ama iktidar savaşları, sağ-sol mücadeleleri, ordunun siyasete karışması ülkenin ayağa kalkmasına hep engel olmuşlar.


özel üniversite vs devlet üniversitesi

alakalı biri
para bayılan gençliğin özeti:

batak, ihale, iddaa, at yarışı... kirli sakal, tesbih, gri eşofman, bmw... fondöten, balyaj, mini etek, mini cooper...

burslu kardeşlerimizin özeti:

birbirine karışmış saç sakal, 3 liraya 5.000 tl veren iddaa kuponu, asistan olma hedefi... ders notları, kopya vermek, ders çalıştırmak, fotokopi dağıtmak... akbil, sırt çantası, öğrenci yurdu... bol bol 31, ders çalışmak, bir 31 daha...

sevişme teklifini reddeden erkek

alakalı biri
önemli olan kendinizi talep edilen kılmakta. emin olun seçici oldukça daha çok talep edilen oluyorsunuz. duygusal/cinsel birliktelik istenen erkek olmak güzel, asıl güzel olan ise seçici olmakta.
yalanım varsa şurdan şuraya sevişmek nasip olmasın. güzellemeleriyle veda edelim:

"sevişmek istemiyorum gardaşım zorlan değil ya. bu işler karşılıklı bir arz talep dengesi içinde olur. ben isteyecem, sen isteyecen. sonra ortam müsait olacak öyle. canım sen beni çekici bulmuş olabilirsin ; ben senin bu hislerine saygı duyarım. ama alırsın bi randevu giyersin erotik bi şeyler, akabinde sevişiriz olur biter. ama bu şekilde bir yaklaşım şık deel"

popülerse koy sepete

alakalı biri
bir şeyin popüler olması onu beğenmek zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor elbette. modern toplumlarda tesadüfi popülerlik diye bir şey yoktur. yani "bu da balına şöhret oldu bea " diye geçiştirilen her kişinin o kadar popüler olmasının arkasında ya kişinin kendisinin ciddi özverisi ya da o tarz birine toplumun bir kesiminde şiddetli ihtiyaç vardır. bu özveri ya da ihtiyaç, popülerliğin süresinin uzunluğuyla doğru orantılı olarak artıyor.

biz genelde bu insanları sadece ön yüzleriyle, sunumlarıyla gördüğümüzden arkada dönen mücadeleleri, çabaları, özeni vesaire görme imkanına sahip olamıyoruz. bize hitap etmeyen içeriğinin hitap eden kitleler için ne kadar ince işlendiğini, nokta atışı kurgulandığını anlamıyoruz. görünüşte vasat da olsa, uyduruk da olsa hedefine ulaşmayı sağlayan unsurlarla bezeli olduğunu fark edemiyoruz. müşterisi olmadığımız dükkanı eleştiriyoruz.

yani bir insanın popüler olması herkes tarafından beğenilmek zorunda olduğu anlamına gelmez ama o kişinin bir kesimin dikkatine aday sonsuz insanı geçerek o konuma ulaştığı anlamına gelir. bu size o kişi vasat da görünse tırt da görünse öyle.

bu insanları beğenmemeye hakkınız olsa da "lüzumsuz" deyip kenara atmak kendisini beğenenleri de aynı gerekçeyle kenara atmadan mümkün olmuyor. insanları deste deste toplayıp kenara atmalardan vaz geçelim artık.

popülerse iyidir diyemeyiz belki ama popüler olmayı kesinlikle hak ettiğini söyleyebiliriz.
0 /