-->

sansür

eboue
sözlük anlamı çeşitli kavramların çeşitli yollarla kontrol altına alınmasıdır. ülkemize yabancı bi kavram olduğu için bilinmeme olasılığı fazladır. (bkz:swh)
jon snow
şu sıralar hala vikipedi'de olan engelleme çeşididir.
vikipedi engellemeye tepki olarak sitenin ana logosu üzerine siyah bant yerleştirmiştir:
(resim
dmytrochygrynskiy
medya kanalıyla iletilen haberler kamuoyunu etkiler. kimi hükümetler medyaya sansür uygulamaya çalışırken kimileri de propaganda için kullanır. basın özgürlüğü; (ne türde olursa olsun; basılı, görsel veya elektronik) insan haklarının önemli bir unsurudur. demokratik ülkelerde, belirli bir konunun basılması ya da basılmaması yönünde yapılacak baskılara karşı, basını koruyan yasalar bulunmaktadır. özgür bir basın hükümet politikalarını eleştirebilmeli ve diktatörlerin işini zorlaştırabilmelidir. çoğu diktatörler ve tek parti devletleri sadece kendi istedikleri doğrultusunda yayın yapan kuruluşların faaliyetlerine izin vermektedir. genellikle özel şahıslar olan medya sahipleri, muhabirler ve program yapımcıları, programın veya yayının hükümetin istediği biçime ve forma uygun olduğu sürece istedikleri gibi görev yapabilirler. bu program ya da yayın bir siyasi partiyi destekliyor da olabilir. medyayı etki altına almaya çalışan hükümetler; çeşitli yöntemler kullanarak medyayı etki altına almaya çalışırlar. ayrıca; gazeteciler; yayın yoluyla hakaret ettikleri gerekçesiyle aleyhlerinde dava açılmakla veya programı yayından kaldırtmakla tehdit edilebilirler.
Ateist peygamberdevesi
Dilimize fransızcadan girmiş bir sözcüktür.



Fransızca-türkçe sözlükte anlamı karşımıza şu şekilde çıkar:



Censure: 1. Eski romada nüfus, müik ve töre işlerine bakma görevi. 2. Eleştirme, eleştiri, kınama. 3. Sansür kurulu, sıkıdenetim kurulu 4. Sansür, sıkıdenetim.
alfa
Her türlü yayın, haber ve bir yerden diğer yere gönderilen şeylerin, gönderilene ulaşmadan önce gerektiğinde devlet tarafından denetimi; bâzı fikirlerin yazılıp yayılmasının engellenmesi. Sansür, her şeyin zararlı ve kötü tarafının bulunabileceği gibi fikrin de kötüsünün toplum ve insanı, olumsuz yönde etkileyip, tahrip edeninin bulunduğu gerçeğinden doğmuştur.



M.Ö. 5. yüzyılda iknâ etmenin zorla yaptırmaktan daha makul yol olduğunu ve fikir Hürriyetini savunan Atinalılar dâhil, Miletus’un tahrip edilişini hatırlatan bir piyesin temsilini devamlı yasaklamışlardı. Kezâ Roma’da da iftira ve fitne söz söyleyenler cezâlandırıldı. Sansüre ilk olarak fikirlerin dîne ters düştüğü, onu karşısına aldığı eski devirlerde rastlanır.



Sansür sözü, eski Roma’daki “Censor” denen devlet görevlisinden gelir. Censor’lar nüfus sayımı ile görevli memlinkardı. Târihin çeşitli devirlerinde fikir eserlerine sansürler koyan devlet adamlarına da rastlanmaktadır. 1521 yılında Avrupa’da Kral V. Karl, sansürden geçmeden kitap yayınlamanın suç olduğunu belirten ferman çıkardı.



İkinci Dünyâ Savaşından önce Faşizm, Nazizm ve Komünizmle idâre edilen ülkelerde sansür çok geniş ölçüde uygulanmaktaydı . Demokrasiyle idâre edilen ülkelerde, sansüre çok özel durumlarda uygulanmaktadır. özgürlük yasalarca güvence altına alınmaktadır. Müstehcen yayınların çok fazla artması ve tehlike göstermesi karşısında ülkeler, ceza kânûnlarına müstehcenliğe karşı yasalar çıkartmışlardır.

Sinema, radyo ve televizyon da sansürün ilgi alanına girmiştir. Dünyâ etrâfına oturtulan uyduların sansürde nasıl etkili olacağı merakla beklenmektedir.



Osmanlı Devletinde, örf ve âdetlerin, ahlâk ve dînin korunmasına çok önem verilirdi. Bunlara aykırı hiçbir neşriyâta izin verilmezdi. Cumhûriyet devrinde, 24 Mart 1925 târihinde menfaatilan Takrir-i Sükûn Kânununa dayanılarak basına sansür uygulandı. Hattâ bâzı gazeteler kapatıldı. 1930’da çıkan ve Serbest Cumhûriyet Fırkası yanlısı olarak bilinen Yarın Gazetesi de partinin feshedilmesinden sonra kapıtıldı. 1931’de çıkarılan ve Cumhûriyet döneminin ilk basın yasası olan Matbuât Kânunu, hükümete ülkenin genel politikasına aykırı yayınlar sebeb gösterilerek gazete ve dergi kapatma yetkisi tanıdı. 1933’te Matbuât Umum Müdürlüğünün tekrar teşkilâtlanması, 1934’te yetkilerinin genişletilmesiyle basın üzerinde denetim ve sansür daha da arttı. Matbuât Kânunundaki 1938 değişikliği basına sansür konmasının yanında, basında çalışanlara da sınırlamalar getirdi. Gazeteler ve yazarlar yalnız tenkit değil, araştırma tahkîkat Hürriyetinden bile mahrum edildiler. Gazetelerin hükümet izni olmadıkça memur maaşları konusu ile ilgili bile yazı yazmaları yasaklandı.



Ahmed Kabaklı’nın Temellerin Duruşması isimli kitabında bildirilen yasaklar şunlardır[abkz]



Türkiye’ye gelmiş olan İngiliz askerî kuruluyla mülâkât yapılmaması, tafsilâtlı yazı yazılmaması, fotoğraflarının basılmaması, Dâhiliye Vekâletinden bildirilmiştir. Sâdece “geldi” “gitti” diye yazılabilir (14 Mayıs 1939[/abkz].



Tâlimat



Gazetelerimizin son zamanlardaki neşriyatı arasında dinlerden bahis bâzı yazı ve mütâlaasına ve temennilere rastlanmaktadır. Bundan sonra dinler mevzuu üzerinde gerek târihî, gerek temsilî ve gerek mütâlaa kâbilinden olan birçok makâle, bend, fıkra ve tefrikaların neşrinden tevakki edilmesi ve başlamış bu kâbil tefrikaların en fazla üç gün zarfında nihâyetlendirilmesi ehemmiyetle ricâ olunur. 24.7.1942 Matbuât Umum Müdürü nâmına İzzettin Tuğrul Nişbay.



Otomobil yedek parçalarıyla lâstiklerin bittiği, un stokunun azaldığı yazılmayacaktır (Matbuât Umum Müdürlüğünden tebliğ edilmiştir). 10 Ağustos 1940



(Reisicumhur İsmet İnönü Ankara civârında ufak bir seyâhat yapmak üzere Ankara’dan hareket etmiştir) gazeteler bunun hâricinde hiçbir şey yazmayacaklardır. 14.12.1940 Matbuât Umum Müdürü.



Ekmekten, odundan ve kömürden, etten şikâyet kılıklı neşriyat yapılmayacaktır. (10 Ocak 1942)



İkinci Dünyâ Savaşından sonra çok partili döneme geçilirken basına da bir ölçüde serbestlik getirildi. Demokrat Parti (DP)nin iktidâra gelmesinin hemen sonrasında 15 Temmuz 1950 târihli Basın Kânunu daha liberal bir rejim getirdi. Ancak bu dönemde de basın Hürriyetini kısıtlayıcı bâzı programlara gidildi. Daha sonraki dönemlerde de sıkıyönetim programları nedeniyle basın üzerinde kısıtlamalar yapıldı.



Sıkıyönetim Kânununda neşir ve haberleşme araçlarına, hangi hallerde sansür konulacağı belirtilmektedir. Polis Vazîfe SelâhiyetiKânunu ile sinemaya denetleme getirildi. Türk Cezâ Kânunu’nda müstehcenliğe karşı çeşitli maddeler konulmuştur.



1982 Anayasası’nda basın Hürriyeti ve sansür: Madde 28: “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak, izin alma ve mâlî tazminât yatırma şartına bağlanamaz. Devletin iç ve dış güvenliğini, ülke ve milliyetiyle bölünmez tümlüğünü tehdit eden ya da suç prosedüreye, yâhut ayaklanmaya ya da isyâna teşvik eder nitelikte olan ya da devlete âit gizli bilgilere dair bulunan birçok haber ve yazıyı yazanlar ya da bastıranlar ya da aynı amaçla, basanlar, başka birina verenler, bu suçlara âit kânun hükümleri uyarınca sorumlu ollinkar. Tedbir yolu ile dağıtım, hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kânunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı engel olan yetkili merci, bu kararını en geç 24 saat içinde yetkili hâkime bildirir. Yetkili hâkim bu kararı en geç 48 saat içinde onaylamazsa, dağıtımı engelleme kararı hükümsüz sayılır.”



Günümüzde demokrasiyle yönetilen ülkelerde ,dış ve iç düşmanlar tarafından ; ahlâka aykırı yayınlar ve toplumu istedikleri gibi yönlendirmek amaçlarıyla , yönlendiren yayınlar yaparak toplum mühendisliği yapılmasına karşı iç ve dış güvenlik sebepleriyle sansür uygulanmaktadır.
vivian
Siyasal iktidarların kamu yararı açısından sakıncalı bulduğu haber, yazı, kitap, film, resim ya da oyunların önceden incelenerek bazı bölümlerinin ya da tümünün yasaklanmasıdır. Sansür sözcüğü, "hüküm vermek" ya da "fikir edinmek" anlamına gelen Latince cencere'den türemiştir. Şiddet içeren, açık saçık ya da gizli belgelerin yayımını durdurmak amacıyla başvurulduğu gibi birçok ülkede sansür hükümetin eleştirilmesini engellemek için de kullanılır. Sansür insanlık tarihinin çok eski zamanla-rından beri şu ya da bu ölçüde uygulanmaktadır. Ama, insanların kişisel hak ve özgürlüklerinin bilincine vardığı, düşünce ve basın özgürlüğünün yaygın kabul gördüğü çağdaş toplumlarda sansür bir baskı aracı olarak nitelenmekte ve kapsamı giderek daralmaktadır.
İÖ 213'te Eski Çin'de, Çin Seddi'ni yaptıran İmparator Shi Huang Di bilimsel olanların dışında kalan bütün kitapların yakılmasını emretti. Roma'da başlangıçta yalnızca vergi toplamak amacıyla nüfus sayımı yapan sansürcülerin yetkileri, daha sonra devlet güvenliğini tehlikeye sokacağı düşünülen yazılı yapıdan ve duyuruları yasaklamayı da kapsayacak biçimde genişletildi. Hıristiyanlık'ta uzun yıllar boyunca Katolik Kilisesi'nin Yasak Kitaplar Listesi okunabilecek kitapları sınırladı. Genellikle devletin, egemen din ve ahlakın korunması adına uygulanan sansür, matbaanın bulunuşu ve kitap basımının artmasıyla kurumlaşmıştır. Yönetimler genel kamu yararını korumak gerekçesiyle yasal düzenlemele¬re giderek sansürü hukuksal bir temele oturtmuş ve çağdaş anlamıyla sansür kurumunu yaratmıştır. İngiltere'de ilk sansür memuru 1531'de Kral VIII. Henry tarafından atandı. Amerikan kolonilerinde sansür oldukça katı bir biçimde uygulanırdı. Ama 17. ve 18. yüzyıllarda İngiltere ve ABD'de sansüre karşı başlatılan çalışmalar, sansürün kapsamını basın ve konuşma özgürlüklerini güvence altına alacak bir biçimde daraltan bir yol izledi. Toplumların demokratikleşme süreci ile sansür kapsamının sınırlandırılması birbirine paralel gitmektedir. Baskıcı yönetimler günümüzde de sansürü toplumun denetlenmesinde bir baskı aracı olarak kullanmayı sürdürmektedir. Sosyalist ülkelerde uzun süredir var olan katı sansür uygulamasına, 1989'da ortaya çıkan siyasal ve toplumsal değişimlerden sonra son verilmiştir. Osmanlılar'da sansür alanındaki ilk resmi uygulama 1864'te çıkarılan Matbuat Nizamnamesi (Basın Tüzüğü) ile başlamıştır. Bu tüzükle gazete ve dergi çıkarmak izne bağlandı ve hükümete gerekli gördüğü durumlarda yayın organlarını kapatma yetkisi tanındı. 1878'den başlayarak II. Abdülhamid yönetimi sansürün en katı biçimiyle uygulandığı bir dönem oldu. 1881'de kurulan Encümen-i Teftiş ve Muayene'ye gazete, dergi ve kitapları yayımlanmadan önce denetleme yetkisi verildi. Bu dönemde birçok gazete ve dergi kapatıldı. Basılan her şey siyasal düzene uygunluk açısından denetlendi. Gazeteler, sansürce çıkarılan yerleri boş bırakılarak yayımlanmak zorunda kaldı.
II. Meşrutiyet (1908) ile birlikte basına uygulanan sansür kaldırıldı. Bu nedenle II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 23 Temmuz, Cumhuriyet döneminde basın bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Mütareke döneminde (1918-22) ise İstanbul'daki ve Anadolu'daki işgalci güçler basına sıkı bir sansür uyguladı. Cumhuriyet döneminde Şeyh Said Ayaklanmasından sonra çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu'yla (1925) basın yeniden denetim altına alındı. II. Dünya Savaşı sırasında da basına sansür ve denetim uygulandı. 1961 Anayasası basma sansür konulmayacağını güvence altına almıştı. Ama sıkıyönetim dönemlerindeki uygulamalar gizli sansür olarak değerlendirilebilir. 1982 Anayasası'nda da basının sansür edilemeyeceği hükmünün olmasına karşın, buna bazı istisnalar getirilmiştir. Anayasanın, kamu düzeninin bozulmasına neden olabileceği düşünülen yayınların dağıtımının yetkili merciler tarafından engellenebileceği hükmü ile radyo, televizyon ve sinema gibi kitle iletişim araçlarıyla yapılan yayınların izne bağlanabileceği hükmü, sansür uygulamalarına yol açan önlemlerdir. 1986'da çıkarılan Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu ile oluşturulan Denetleme Kurulu'na ve vali, kaymakam gibi yöneticilere bu tür yapıtların denetlenmesinde geniş yetkiler verilmiştir.


Eski Kafa Eğitim