kitap alıntıları

dmytrochygrynskiy
O kadar kırılgandı ki;

Onun yatağında yatıyorlardı. Kalkıp su getirdi. Dudaklarının kenarından sızmasına özen göstererek uzun uzun içti, geceye yaptığı gibi.

Sonra adam küçük bir masal anlattı, duvarda oynaşan gölgelere ve dışarıda yükselen yaz güneşine aldırmadan. Uzun, sıkıcı bir hikayeydi, içinde bol miktarda tekila, yağmur fırtınası, teras, sigara, telefon sesi ve bir kadın ismi geçiyordu. Bir süre sustular, sanki yataktan çıkmaya korkuyorlardı; birbirlerine hiç bakmadılar, sanki bundan da korkuyorlardı. Sadece arada bir ürperdiler, kadının dudaklarından yatağa süzülen suyun serinliğine her değdiklerinde. Güneş ağır ağır ilerledi odanın içinde, bir süre bunu seyrettiler, sonra bedenlerine ulaştı sıcaklık, ilerledi, ilerledikçe ağırlaştı, tıpkı zaman gibi, tıpkı sıkı sıkı elinizde tutup da, avuçlarınızı gevşetememeniz gibi. Güneş yüzlerine değdiğinde, kalktılar, giyindiler, yürüdüler ve çok özlediler o anın imkansızlığını.

En azından - onun adına konuşabilirim - adam. Binaenaleyh, bazen tek bir gecenin içinde o kadar yükselir ki zaman, biter...
sigma
_What of Art?
•It is a malady.
_ Love?
•An illusion.
_Religion?
•The fashionable substitute for Belief.
_You are a sceptic.
•Never! Scepticism is the beginning of Faith.
_ What are you?
•To define is to limit.

, .
pornocu imam
Sonuçta sevilen her kadın güzel bir şarkıdır, bütün sözlerini hatırlayamazsın belki ama melodisi aklında kalır.



Emrah serbes: erken kaybedenler
noname
bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.



Sabahattin Ali-Kürk Mantolu Madonna
ria
"şeytan kulağıma fısıldayıp duruyor: bunca senedir dürüst bir insan olarak yaşadın ne işe yaradı? rüşvetçiler, tefeciler, kumarbazlar, meyhaneciler senden daha rahat bir hayat yaşıyor. hayır, sen dürüst olduğun için değil, beceriksiz olduğun için bu sefalete düştün. sürün, beceriksiz, sürün!"



dostoyevski - insancıklar
albino aborjin
"benimle pederin konuştuğunu nereden biliyorsunuz?"
"duruşunuzda, birbirinize bakışınızda gerginlik ve öfke vardı. başıboş dolaşmana bakılırsa sen kazandın herhalde. bu pek akıllıca olmayabilir matthew"
"onun kazanmasına izin mi vermeliydim yani?"
"yo, yo, ama kazandığını düşünmesine izin verebilirdin. sen de biliyorsun peder korkaktır ve korkaklar tehlikelidir, çünkü insanı sırtından vururlar. eski bir ispanyol atasözü"

yirminci mil - trevanian
albino aborjin
"mademki asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir ve madem ki çocuğun da öbür yaştakiler gibi, ondan alacak olduğu dersler vardır, niçin çocuğa felsefe öğretilemezmiş:
çamur yumuşak ve ıslak; çabuk, çabuk olalım. durmadan dönen çark biçim versin ona.
bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar"

montaigne - denemeler/ felsefe ve yaşam
uzunsacliyargic
susuyordu artık dede, köşedeki minderin üstüne çekilip bir mezar sessizliğiyle adeta yaşamıyormuş gibi susuyor ve sofradaki yufka kırıntılarını çelimsiz bir tavuk telâşıyla alıp alıp ağzına atan babaanneyi süzerek; “senin hayatın benim sana demediklerim kadar noksan,” diye geçiriyordu belki içinden, “bunu biliyor muydun gökçe gelin? hiç düşünüp merak etmiş miydin acaba senden neleri sakladım ben bunca yıl? kuşkusuz merak etmemişsindir... benim tutup bazı şeyleri saklayabileceğim yani, aklının ucundan bile geçmemiştir. oysa yaptım bunu ben; içimde sakladıklarımla yıllarca hem hayat buldum, hem yanıp kavruldum. sözgelimi, desem ki şimdi sana ben çorbayı bugünüm kadar içtim, kıs kıs gülersin... üstelik de, de bakalım hamdi nasıl içiyor dersin... sonra, desem ki sana ben hâlâ ağır yaralıyım gençliğimden beri; hop oturup hop kalkar, benden beter olur ve belki de aklını oynatırsın. uykularına girer sonra benim yaram, acayip acayip suretlere bürünüp geceler boyu durup dinlenmeden rüyalarında kanar... gözlerini ovalaya ovalaya kalkıp epekşi bir suratla hemen her sabah başıma musallat olursun artık, ipe sapa gelmez bir yığın soru sorarsın da hem kendini heder edersin boş yere, hem beni... ama aklını başına devşirip de bir an, bunca yıllık can yoldaşımın şu kör olası dünyada ulaşamadığı bir şey varmış da benim bundan hiç haberim yokmuş, demezsin. bilirim, ulaşılan her şeyde ulaşılamayan bir başka şeyin yokluğu vardır ve o onun kadar noksandır da demezsin. sen inat edip bunları demiyorsun ya, ben de, ona ulaşabilmemin asla mümkünü yoktur gökçe gelin artık hiç tasalanma, demem sana. bundan böyle o hem vardır bu yeryüzünde, hem yoktur da demem üstelik, öyledir oysa; var hükmünde bir yoktur benim ulaşamayıp da yıllardır hasretini çektiğim, yok hükmünde bir vardır...

hasan ali toptaş - kayıp hayaller kitabı

yılın yıldızları ödül töreni


Yıldızca

ünlü korsanlar

Yıldızca

Astronot Eğitimi