-->

güze mektup

alfa
Dediler ki "Güz mektup bekler."
Demedim ki "Mektup güzün kendisidir."
Güz mektup beklemez ama güzün, mektup bekleyen çoktur. Hem de yaz gibi mektup bekler onlar. "Yaz gibi" deyince, gözünüzde yaz avlularmdaki ağaçların serinliği altında uyku, içinizde yeni yıkanmış taşlardan yalınayak geçme arzusu, balkonlarda kabak, patates, domates, biber ama en çok da patlıcan kızartmasının kokusu belirir... Yoğurdu da yazarsam artık güz darılacak, mektup bana mı yaza mı diyecek haklı olarak, tabii yoğurtsuz olmaz!
Eylül yazın sonu değildir. Biraz bizim memleket gibidir, Batı ile Doğu arasında; bazen köprü, bazen arafta, çoğu zaman ikisine de yaranamayan ama iki kaderin de güzelliğini taşıyan, yaşayan, yaşatan bir ülke, bir cumhuriyet gibidir eylül. Güz Cumhuriyeti diyelim. Bayrağı gazel olan. Ve dalların incecik uçlarında dalgın dalgın dalgalanan.Eylül yazın sonu değildir ama yazın mektup beklemek en zorudur. Taşrada hele denizsiz, mavişiz taşralarda uzun, sıcak, sarı günler geçmek, mektup gelmek ve akşam olmak, olsa da gözlere uyku girmek bilmez! Mektup gelmez, eylül gelir. Eylülün gelişi aslında yolunu dört gözle beklediğin, olsa iki kalple de bekleyeceğin, mektubunun yanıtı değildir, daha da güzel bir şeydir. Bir tesellidir. "Eylülde Gel!" diye sesle değil, yürekle söylenen, öyle özlenen şarkılar gibidir. Mektubun gelmedi sen gel, sen gelmedin selamın gelsin, selamın gelmedi... O da gelmediyse pulun gelsin demektir! Eylül, güze de sayılır sayılmasına ama yazın gecesine de sayılsa yeridir. Yazın uykusuna, yazın rüyasına. Yaz yaşanır, rüyası eylüle kalır. Güzün mektubu ise bir yaprağa sarılır, mektup bir yaprak olur, dalından usulca kopar, rüzgar onu önüne katar, caddelerde sokaklarda gezdirir, hüzünle buluşturur, sonbaharla tanıştırır, büyütür olgunlaştırır. "Yaşamın pembe yönleri" klişesini sürdürelim; yeşil, mavi, beyaz renklerini değil yalnızca, sarı, kahverengi, bej, haki bazen siyah yönlerini de gösterir yaşamın.
Güzün mektubuna adres gerekmez. O çünkü adımıza gelmez. İçimize yazılıdır, bizde gizli bir posta kutusu vardır ki biz bile bilmeyiz yerini. Turgut Uyar'ın "Durursa anlaşılır saatin kaç olduğu" dediği gibi, mektup gelince buluruz kalbimizin yerini. Güzdür, kalp zamanıdır, kalbin eve dönme zamanıdır. Kalbin kendi evine.
Güzdür, bilinmez ki hangisi mazruf hangisi zarftır? Güzdür, insanın mektup olup puldan kanat takıp kendi içine konmak için yer aramasıdır. İnsanın yalnızlığını mevsime özgü sanma yanılgısıdır. Sanır ki onu mevsimler yalnız bırakmaktadır. Sansın. Değil mi ki insan baştanbaşa bir yanılgı olmasa da, hep avunacak bir şeyler arayan ve bulduğunu sanandır?! Güzdür, sokaklarda bir mektup bolluğu yaşanmaktadır, güzün mektubu hepimizedir, fakat üzerine basmamak gerekir. O yaprak kılığmdaki mektubu lütfen yerden alın, ister defterinizin arasına koyun, ister cebinizde unutun! Unutmayın o gazel sizindir!

Eski Kafa Eğitim